26 Aralık 2012 Çarşamba

Adem Durmazer Yeni Yıl Neyini Kutlayacakmışım Şiiri

Karlı bir kış gecesi gerçekleşti
Dinmeyen hıçkırıklarla dünyaya göz açışım.
Yamalıklı bezler içinde
Bir kuzineli soba dibinde
Sarı kedinin mırıltısıeşliğinde oldu yerde ilk yatışım.
Beni kucaklanırken düşürdün
Emeklerken düşürdün
Yürürken koşarken düşürdün
Erik ağacından eşeksırtından düşürdün.
Mavi bisikleti başkalarının altında
Naylon topu başkalarının ayağında gördüm.
Ne bir çikolata tattırdın
Ne bir dondurma yedirdin.
Sarı portakal görmeden kırmızı karpuz kesmeden
Bir muz kabuğu soymadan
Küçüklüğüme doymadan
Kah babama çektirdin kulağımı kah öğretmenime
Uykularımı kaçıran korkuyu tattırdın aklımı aldın
Neyini kutlayacakmışım senin
Sen benim çocukluğumu çaldın….

Gördün ya biraz serpilip boy attığımı
Kıskandın arkadaşlarımı kıskandın gezmelerimi
Çekemedin rahat yattığımı.
Tutuşturdun elime kazmayı küreği
Büyük evlat muamelesi yapıp
Sorumlulukla doldurdun gencecik yüreği.
Gündüzümün ışığını söndürdün
Tadını kaçırdın sıcacık yatağımın.
Ne günahın bitti ne haramın
Ne ayıbın bitti ne yasağın
Zaman bol cezalı hiç ödülsüz geçerken
Çocukluğa geç dedin aşka erken.
Ayağımın çamuru ellerimin nasırıyla attın gurbete
Hakiler içinde ana hasretiyle gittim ilk nöbete.
Kapuskayı zorla sevdim
Demliğin sülbüğüne mendil bağlayıp çayımı süzüp içtim.
Merde canı gönülden namerde görev icabı selam verdim
Ne birine küfrettim ne de birini üzdüm.
Değerimi bilmedin hakkımı aldın
Neyini kutlayacakmışım senin
Sen benim gençliğimi çaldın…..

Gözle kaş arasında bir Pazar parmağıma yüzüğü taktın
Halısız kilimsiz beyaz eşyasız
Yarım yamalak hazırlanmış bir evin içine attın.
Daha ilk pazartesi emir altı bir işte çalıştım
Aldığım üç kuruşluk kazancı
Borca takside pay etmeye alıştım.
Aklımı zır cahillere
Yeteneğimi beceriksizlere yedirdin.
Fikrimi duyan olmadı
Doğrularım hiç kabul bulmadı.
Ne hak ettiğim yere getirdin
Ne de bir kerecik aferin dedirdin.
İlk kez beddua okuttun
İlk kez küfür ettirdin.
Gece gündüz çenemi sıka sıka
Dişlerimi boğazıma döküp
Başımdaki siyaha beyazla daldın
Neyini kutlayacakmışım senin
Sen benim saçlarımı çaldın……

Ekmek kapısı umut kapısı dedim
Kendi işimi kurdum.
Gece kapanışı ikiye ayarladım
Saati sabah yediye kurdum.
Yalandan haramdan hileden uzak
Besmeleyle açıp besmeleyle kilit vurdum.
Tatlı dille konuştum
Saygıyla anlayışla karşıladım
Hak ve adalet terazisiyle tarttım.
Her gece hesaba çektim kendimi
Hiç vicdan azabı duymadan yattım.
Bilindik anlayışa uymadım
Düzene ters düştüm.
Yazık ciğerim yufka yüreğim fark edilince
Ana istedi baba aldı
Bacı yedi kardeş götürdü
Eş dost kandırdı elaman çaldı
Bana karın doyurmayan bir kişilik
Bir de heba olan emek kar kaldı.
Meydanı sahtekarlara yalakalara iki yüzlülere verdin
Dört çakalın eline düşürdün
Gururumu ayaklar altına aldın.
Neyini kutlayacağım senin
Sen benim işimi aşımı çaldın….

Çocukluk dediğim süre
Varla yok arasında geldi geçti.
Gençlik saydığım dönem
Seldi aktı yeldi esti.
Kapısına köle ettiğin cahillerin makamı
Dişlerimi dökerek ilikletti yakamı.
İşçiliği burnumdan getirdin
Patronluğu çok gördün.
Aşk ateşine düşürdün
Gündüz hayal kurdurup gece kabus gösterdin.
Kavuşmayı imkansız mutluluğu haram kıldın.
Sevinirken günleri saliseye çevirip
Sıkıntıdayken dakikaları asır yaptın.
Süresi belli olmayan ömrümden
Gün dedin hafta dedin ay dedin aldın.
Neyini kutlayacağım senin
Sen benim yaşlarımı çaldın..

Artık kanmıyorum atık katılmıyorum
Sana ve seni hatırlatan hiçbir şeye.
Her gelen yeni yılda
Benim başıma türlü türlü çorap örülmüş
Hem hırsızın gelişinin kutlandığı nerde görülmüş
Adem durmazer
 
Adem Durmazer

Gülseven Aksoy Katran geceler..,Şiiri

Bir şey var;
Belirsiz yarınlar gibi ürkütücü
Dünde kalmış güzel anılar gibi hüzünlü..

Bir şey var;
Dilimin ucu kadar yakın
Ama bana kıyamet kadar uzak..

Bir şey var;
Dağınık,
karmaşık,
belirsiz
Ama vazgeçilemeyen..

Bir şey var;
Derin deryalar gibi mavi,
katran geceler gibi siyah

__26.12.2012
 
Gülseven Aksoy

Ahmet Sargın Hikaye ve Roman Yazarı Fatma Çetin Kabadayı İle Röportaj

Hikaye ve roman yazarı, Eğitimci Şair- Yazar Fatma Çetin Kabadayı ile yaptığımız röportajı paylaşıyoruz.
.......................................................................

A.SARGIN: Sayın F:Ç.Kabadayı, sizi hikaye ve romanlarınızla biliyoruz. Türk Edebiyatında adını duyurabilmek için mücadele veren bir eğitimci olarak okurlarımıza kendinizi tanıtır mısınız?

F.Ç.KABADAYI: Sizinle tanışmama vesile olan İleri Gazetesine ve size çok teşekkür etmek istiyorum. Ahmet Hocam, ben Kayseri ili Yeşilhisar ilçesi doğumluyum. 1974 yılında memur bir babanın beş çocuğundan ikincisi olarak dünyaya gelmişim. İyi ki de gelmişim, çünkü yaşamayı, insanları, çocukları ve doğayı çok seviyorum. Bizim zamanımızda ilköğretim yoktu. O yüzden ilkokulu okuduk biz. Ardından İmam Hatip Lisesi’nin ortaokulunu ve Cami Kebir Kur’an Kursunu bitirdim.

Kız meslek Lisesi ve derken üniversite. Yıllar bir çırpıda bitivermiş oldu. Mesleğe 97 de başladım. Çocuk Gelişimi ve Okul Öncesi Bölümünden mezun oldum fakat Okul öncesi Öğretmenliğini tercih ettim. Arada Kız Meslek Liselerine gidiyor olsak da ilk tercihimiz küçükler oluyor. Onlara güzel şeyler aşılamayı hedefliyorum ve elimden geleni de yapmağa çalışıyorum. On üç yıl boyunca değişik il, ilçe ve köylerde görev yaptım. Mesleğimi seviyorum. Küçükken de öğretmencilik oynadığımı hatırlatanlar oluyor bana...

“29 yaşında erkenden evlendim” esprisini çok yaparım çevreme. Bu evlilikten iki oğlum oldu. Hayatıma anlam kattılar ve yaşama daha çok bağladılar beni. Hatta anne olduktan sonra insan diyor ki: “Ben bugüne kadar ne için yaşamışım? ” Evlenince iyi bir eş, çocuk olunca iyi bir ebeveyn olmak istiyor insan. Ben de kendime anne ve babamı örnek aldım. Onların bizi yetiştirdiği gibi çocuklarımı doğru şekilde yetiştirmeyi istiyorum.

Yazarlık hayatıma gelince. İşte o bir tutku. Hiç vazgeçemediğim bir tutku. İlk şiirimi ilkokul dönemimde bizim köyden Yaşar Amcama yazmıştım. Onun kavak ağacından düşüp ölmesi beni çok etkilemiş olmalıydı. Eşinin asfalta çıkıp taşıtları durdurmaya çalışmasını görmüştüm ve o dakikalar dün gibi aklımda. Yaşar amcamın ölümü üzerine yazdığım o ilk şiir uzun ve güzel bir şiirdi. Fakat şu an birkaç kıtasından başka bir de çocukluk işte diyebildiğim başlığı var aklımda. Şiirimin adı “Yaşar amcam yaşamaz oldu” idi. Şimdi hem mantıklı hem komik geliyor işin açıkçası. Sonra da kalemim hiç durmak bilmedi. Bilirsiniz bir çok yazar şiirle başlar yazı hayatına, devamında acı ve hüzünle beslenir eserleri.

A.SARGIN: Değerli hocam, bu güne kadar kaç eser hazırladınız, bunların kaçı yayımlandı. Hikaye ve romanlarınızın konularını nasıl seçiyorsunuz. Bu konuların hayatla ve gerçeklerle ilişkisi nedir?

F.Ç.KABADAYI: Ben yazdıklarımı bekletmeyi sevmiyorum. Sabırsızlığımdan öte, bir an önce paylaşma arzusu var içimde. Şuana kadar altı kitabım yayınlandı. Bunlardan üçü yardımcı ders kitabı. diğer üçü ise roman. Yazdığım hikayeleri daha çok köşe yazılarımda ve bazı internet sitelerinde değerlendiriyorum fakat birkaç yıl içinde bir hikaye kitabı çıkramayı da düşünmüyor değilim.

Şuan yayıma hazırlanan “Akıl Küpü” isimli bir masal kitabım var, önümüzdeki aylarda piyasada olacak Allah’ın izniyle. Bu yıl kendi öğrencilerimle yaptığım özel bir çalışmamın da son aşamasındayım. Onu da tamamladıktan sonra değerlendirmeyi düşünüyorum.

Konularını seçmek konusuna gelince; öyle katı bir kalıbım yok açıkçası. Bazen durakta bacağını sallayarak oturan bir genç bana ilham olabiliyor. Bir otobüs dolusu yolcudan ben aynı sayıda hikaye çıkabileceğine inanıyorum. Gözlem yapmayı çok seviyorum. Bundan vazgeçemediğim sürece de hep yazmaya çalışacağım.Özellikle olabilecek şeyleri yazmaya çalışıyorum. Uç noktalarda gezmek hoşuma gitmiyor. Romanlarımda herkes kendinden bir şeyler bulduğunu söylüyor. Bu da çok hoşuma gidiyor açıkçası. Bir de yazmak isteyip de yazamadığım bir çok konu olmuştur. Biliyorsunuz bir çok yazar var, biz ve yazar arkadaşlarımız yayınevlerinden sıkıntılar çekti ve çekiyor.

A.SARGIN: Fatma Hanım, eserlerinizi yayımladıktan sonra nasıl bir tepki alıyorsunuz? Olumlu, olumsuz mana da…Ülkemizde okuyucu kitlesinin az olduğunu düşünürseniz, Bu bağlamda eserlerinizi okutabilmek için neler yapıyorsunuz?

F.Ç: KABADAYI: Evet okuyucu az. Fakat neden? Çünkü bizde kitap okuma zamanında sevdirilmiyor. Dersine çalış, dersine çalış der dururuz. Hayır, önce okumayı sevmeli çocuk. Okumayı seven çocuk her şeyi başarır ve bunun da küçük yaşlardan itibaren kazanılacağına- kazandırılması gerektiğine inanıyorum. Çocuk ne görürse onu örnek alır. Evde baba okumaz, anne okumaz, abla, ağabey okumazsa çocuk da elbette okumaz.

Ben oğluma ilk kitabını altı aylıkken almıştım. Banyo kitabıydı. Banyo yaparken naylon sayfalarını çeviriyor, hayvan resimlerine bakıyordu. Şuan üç buçuk yaşında ve bakıcımızın kitap okumadığı günlerde şikayetleri diz boyu. Her akşam okunan kitabı bize dili döndüğünce anlatıyor. Bence önemli olan doğru kitabı da seçmeyi bilmektir. Şimdilerde bakıyorum da insanlar övülen kitapları alıyor fakat okumuyor. Sebep nedir peki? Çünkü doğru kitap değil. Seçim yanlış. Nasıl ki, gazete seçerken özeniyorsak kitap seçerken de zevklerimizi, ilgilerimizi göz önüne almalıyız. Yoksa aldığımız kitap bizi sıkar, okumaktan da soğuturuz kendimizi.

Yoksa insanların “Kitaplar pahalı”, “Vaktim yok” bahanelerine inanmıyorum. Ayda bir- iki kitap almak kimseyi zor duruma düşürmez. Bazen bir cümle için bile bir kitap fiatı ödemek gerekir diye düşünüyorum. Belki o cümle hayatımızı olumlu yönde değiştirecektir. Vakti gelince. Bu daha komik. Kitap okumaya günde yarım saat ayıramıyorsanız ya uzaydasınız, ya da dünyayı kurtaracak proje hazırlamakla meşgulsünüz. Çünkü televizyonda reklam araları dahi en az altı dakika ve hiçbir getirisi olmayan dizilere vakit harcayanlara inanın şaşıyorum ben.

Benim ders kitaplarım branşıyla ilgilenen öğretmenler tarafından biliniyor. Bazen gittiğim okullarda kendi kitabımla ders yaptıklarını görüp seviniyorum. Ya da isim olarak tanıdıklarında. Bu yılki günlük planları imzalarken kendi kitaplarımdan alıntılar gördükçe de çok mutlu oluyorum. Bu yazdıklarımın beğeniliyor olduğunu düşündürüyor bana.

Öğretmen emeklisi olduğunuz için bilirsiniz, okullara sık sık kitap tanıtımı için gelirler. Geçen ay yaşadığım bir anımı paylaşmak isterim sizlerle. O gün okulun çay ocağından sorumlu çalışanı Filiz Hanım izinliydi. Ben de zümre öğretmen arkadaşla idare odasındaydım. Müdür Beye ve kendimize çay ocağından çay getirdim. Tepsiyle içeri girdiğimde birileri yine kitap tanıtımı için gelmişlerdi. Müdürümüz bizim öğretmenimizde yazar, diyerek beni överken ismimi sordular. Sonra da şaşırdılar. Hocam biz sizin kitabı müthiş satıyoruz. Ben sizi Gazi Üniversitesinde görevli zannediyordum deyince ben de “Hayır bu beldede öğretmenim hatta bugün çay ocağına bakıyorum diyerek espri yaptım.

Romanlarımdan “Elveda Evliliğim” ve “Hoşça Kal Anne” isimli gençlik romanımı okuyup ağlayarak arayanlar çok oldu. Fakat son romanımın duygusal değil gerçekler olmasından dolayı genelde bu aralar “Bu da mı gerçek? ” soruları ve “Bu sivri dilinle başına iş alacaksın! Bu da yazılır mı? ” gibi tepkiler geliyor ve okuyanlar tarafından olumlu tepkiler alıyorum. Bunlar tabii ki, beni sevindiriyor.

A:SARGIN: Hocam, sevdiğiniz, örnek aldığınız yazarlar var mı? Türk Edebiyatında hangi yazarları seviyorsunuz? Örnek aldığınız yazarlar- şairler- romancılar var mı?

F.Ç.KABADAYI: Ben okuyorum. İlgimi çeken her kitabı. Yazarının adı, kaçıncı baskı olduğu hiç önemli değil. İhtiyacım olan kitabın bana bir şeyler kazandırabilmesi. Emeğe sonsuz saygım var. Fakat bizde şu var, yazarlar arasında “Şair çok, şiir yok.” Diyenler oluyor. Bazen katılmamak elde değil bu düşünceye... Ben şiir yazıyorum diyen her yazara şair diyemem. Anlamlı mı anlamsız mı, anlatmak istediği nedir, ben de bir duygu seli yaşatmasa dahi bir şeyler hissettirebiliyor mu, yoksa o şiiri ilhamla değil, zorlamayla mı yazmış arkadaşımız? Ben piyasa da gerekli gereksiz birçok kitap olduğunu düşünüyorum. Fakat olmasında zarar yok, kötüler olmasa iyilerin kıymeti anlaşılamazdı. Özellikle şiire değindim çünkü şiir gerçekten kabiliyet isteyen bir iş. Yoksa ben de yazardım.

A.SARGIN: Eserlerinizi tanıtma adına imza günleri yapıyor musunuz? Sizden Yozgat’ ta bir imza günü yapmanızı istesek hangi okulumuzda imza günü yapmayı düşünürdünüz?

F.Ç.KABADAYI: Evet, birçok imza günüm oldu. Duyurabildiğimiz ölçüde katılım oldu. Özellikle yazar arkadaşları burada teşvik etmek gerekir diye düşünüyorum. Siz yazara değer vermezseniz sizin yazdıklarınıza da değer verilmez. Bizim yazarlarımız, ben yazayım herkes benim eserlerimi okusun diye düşünüyorlar. Hayır, yaz ama sen de al, oku. Yazar yazarla dost olmalıdır. Kendimizi geliştirmek adına sürekli okumalıyız. Özellikle öğretmen arkadaşlarımızın az okuduğu kanaatindeyim. Benim iş arkadaşlarım her çıkan kitaplarımı alırlar fakat ellerinde başka kitaplar göremem. Hatır için değil de kendin için okumalı değil mi Ahmet Hocam? Zaten bize inen ilk ayette bu emredilmiyor mu?

Yozgat’ta imza günü..Neden olmasın. Elbette istenirsek geliriz. Ne demişler “Çağrılan yere erinme, çağrılmayan yerde görünme.” Mesela Tarihi Yozgat Lisesinde, ya da Erdoğan Akdağ Öğretmen Lisesinde kitaplarımın tanıtımı adına bir imza günü yapmayı isterdim.

A.SARGIN: Değerli hocam, sizi yakinen tanımak, eserlerinize ulaşmak ve okumak isteyecek okuyucularımız bu eserleri nerden nasıl temin edecekler?

F.Ç.KABADAYI: Bütün kitaplarım kitapevlerinde, Internet sitelerinde bulunmaktadır. Ayrıca tanışmak, görüşmek isteyenlere de kapımız her daim açıktır. Ben insanları, dostluğu, paylaşımı seven bir eğitimciyim.Eserlerimiz ülke genelinde tüm kitapçılarda var, arzu edenler siparişte verebilirler.

A.SARGIN: Sayın F.Ç. Kabadayı, çalışan, üreten bir hanım olarak, Eğitim camiasından eserlerinizi alan, okuluna davet eden, sizi örgencileriyle buluşturan kitap sevdalıları oluyor mu? Bu konuda ne söylemek istersiniz?

F:Ç.KABADAYI: Genelde okul öncesi kitaplarımı almış ve yakınımda olanlar kendi yazdıklarımı çocuklarla nasıl paylaştığımı görmek babında davet ediyorlar. Bunun dışında kitap imzalatmak ve tanışmak için gelenler oluyor. Ayrıca kaynak kitaplarımız pazarlamacılar tarafından ülke geneline ulaştırıyor.

A.SARGIN: Fatma Hocam, hedefinizde nasıl bir dünya var? Kaç eser çıkarmayı düşünüyorsunuz? Ya da şöyle diyelim yakalamak istediğiniz hedefler nelerdir?

F.Ç KABADAYI: Ben kitap sayısından çok ne kadar kesime ulaşabileceğimi düşünüyorum. Amacım O Henry gibi iyi bir hikayeci, Gogol gibi iyi bir romancı olmak. Arkamızda iyi eserler bırakamadıktan sonra 60-70 kitap yayımlamış olsak da hiçbir işe yaramaz diye düşünüyorum. Zaten kitaplar bilgi birikimi, düşünme, planlama, uygulama aşamalarıyla bir çok çaba gerektiren bir iş. Sabır ve zaman istiyor. Herkes yazar fakat, eseriniz kalıcı olamaz. Ben eserlerimle kalıcı olmak isterim.

A:SARGIN: Sayın F.Ç.Kabadayı hikaye ve romanlarınızın konusu gerçek hayattan mı, yoksa hayallerinizdeki kahramanlar mı? Bu seçimi nasıl yapıyorsunuz?

F.Ç.KABADAYI: Kahramanlar karışık. Bazen hayattan, bazen hayal dünyamızdan. Kurgularken ya da yazarken karakterler yerine oturduğunda onların nasıl davranacağını biliyorsunuz. Onlar seni yönlendiriyor. Ben “HOŞÇA KAL ANNE” romanımda ölümle ilgili satırı yazarken ağladığımı da, son romanımda birkaç bölümü her okuyuşumda kahkahalara boğulduğumu da biliyorum. Benim hissettiklerimi okuyucumda hissetmeli. Yoksa yazdıklarımın bir anlamı olmaz diye düşünüyorum.

A.SARGIN: Hocam, Yozgatlı Yazarlar ve Şairlerle diyalogunuz var mı? Yozgatlı Şair ve Yazarları nasıl değerlendiriyorsunuz?

F.Ç.KABADAYI:Yozgatlı Şairlerden bir kaçını tanıyabildim sadece. Çok takdir ediyorum hepsini de. Çok İyi çalışmalar yapıyorlar kanaatindeyim, güzel eserler sunuyorlar. Bizlere şevk veriyor, örnek oluyorlar. Hepsine sizin aracılığınızla selam ve saygılarımı yollamak isterim.

A.SARGIN: Saygıdeğer hocam, Yozgat’ ın tanıtımı adına Mücadele eden Yozgat Şairler ve Yazarlar Birliği size de ulaşarak Sürmeli Festivaline davet etti..İşleriniz nedeniyle bu katılımı bir başka tarihe bıraktınız. Sizce Yozgat’ın tanıtımı için neler yapılabilir? Bu yıl ki yapılacak olan Sürmeli Festivaline katılmayı düşünür müsünüz?

F.Ç.KABADAYI: Bu tür etkinliklere katılmayı çok istememe rağmen çocuklarımın çok küçük olması nedeniyle birkaç yıl mahrum kaldım. Bu yıl olmasa bile önümüzdeki yıllar inşallah katılacağım. Yozgat bizim kardeş şehrimiz. Sürmeli Festivalini de zaten duymayan kalmamış. Tanıtım için gerekli her şeyin yapıldığına gönülden inanıyorum.

A.SARGIN: Sayın hocam, çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Sizinle görüşmelerimiz devam edecek. Temenni ederiz ki, Türk Edebiyatında iyi bir yerde olursunuz, başarılarınıza başarı katarsınız. Bunların dışında Yozgatlı hemşehrilerimize ve okurlarımıza söylemek istediğiniz bir şey var mı? Ya da bir mesajınız? ...

F.Ç. KBADAYI: Ben bütün Yozgatlılara selamlarımı iletiyor, hayırlı çalışmalar diliyorum. Görüşmek üzere diyorum, size de çok teşekkür etmek istiyorum.

A.SARGIN: Sayın F.Ç. Kabadayı, bize zaman ayırıp sorularımızı cevapladığınız için asıl biz teşekkür ediyoruz. Bundan sonraki hayatınızda da başarılar diliyoruz.. Yozgat’tan ve Yozgatlılardan sizlere selamlar yolluyoruz.

Ahmet SARGIN
Yozgat Şairler Yazarlar Birliği Derneği Başkanı
 
Ahmet Sargın

Yusuf Tuna Çığlığın sesinde kaybolan benim Şiiri

Ağlamaktan artık görmüyor gözüm,
Çığlığın sesinde kaybolan benim.
Korlu ateş gibi yanıyor özüm,
Çıranın isinde kaybolan benim.

Sevgi güzel ama yanılıp şaşma,
Aşık olup güle sevdaya düşme.
Figan edip bülbül yaramı deşme,
Sevdanın yasında kaybolan benim.

Gönülde sevgiler ömürden farksız,
Aşkımız küllendi kömürden farksız.
Yüreğim eridi demirden farksız,
Sevgini pasında kaybolan benim.

Boş duygular ile ağarttım saçımı,
Ben de anlamadım nedir suçumu.
Sevgi ile kalay yaptım içimi,
Sevdanın tasında kaybolan benim.

Yusuf senin gibi sararıp soldum,
Düşünürken deli divane oldum.
En güzel sevgiyi gönülde buldum,
Sevginin hasında kaybolan benim.
 
Yusuf Tuna

Bünyamin Demir Mahşerde Şiiri

mahşerde hesab görücü olarak
nefsin ve kitabın yeterlidir
ayet
 
Bünyamin Demir

Mehmet KARATAŞ Sakın ha Gördüğüme Rüya Demeyin Şiiri

Ülkemin isanları huzuru bulmuş
Aç açık kalmamış hepsi doymuş
Bir vermiş, yerine üçünü koymuş
Sakın ha, gördüğün rüya demeyin.

Bilimde ön saflarda yerini almış
Sağlıkta her türlü dermanı bulmuş
Yargıda adaletli bir düzeni kurmuş
Sakın ha, gördüğün rüya demeyin

Okullarda eğitim, öğretim çok ileri
Öğrenciler başarılı pekiyi dersleri
Mutlular, cıvıl, cıvıl çıkıyor sesleri
Sakın ha, gördüğün rüya demeyin

Devletin tıkır tıkır dönüyor çarkı
Herkese adaletli veriliyor hakkı
Zengin ile fakirin kalmamış farkı
Sakın ha, gördüğün rüya demeyin

Analar ağlamıyor yüzler gülüyor
Yolda magandalar araç sürmüyor
Trafik kazalarında kimse ölmüyor
Sakın ha, gördüğün rüya demeyin

Komşular bir birine hatır soruyor
Darda, zorda kalana yardım oluyor
Sorun varsa anında çare buluyor
Sakın ha, gördüğün rüya demeyin

İnsanlar birlikte kardeşçe yaşıyor
Kavga nedir, duyunca insan şaşıyor
Her taraf güzellikle dolmuş taşıyor
Sakın ha gördüğün rüya demeyin.

Mehmet KARATAŞ
26.12.2012
 
Mehmet Karataş 1

Yusuf Tuna Alın yazım kara derler Şiiri

Kara derler kara derler,
Alın yazım kara derler.
Kime derdimi söylesem,
Bulamayız çare derler.

Sevginin sırrı bilinmez,
Bilinse iyi olunmaz.
Derdime derman bulunmaz,
Başka yerden ara derler.

Seven sevdiğini anar,
Sevgiyle yüreği yanar.
Acıyla içimiz kanar,
Bağrımızda yara derler.

Bülbül sevgiyle ellere,
Aşkını söyler güllere.
Sevda çeken gönüllere,
Fayda etmez para derler.

Yusuf sevgi adamı ol,
Sen seven gönüllere dol.
Derdime benim çare bul,
Düşme sakın dara derler.
 
Yusuf Tuna

25 Aralık 2012 Salı

Barış Erdoğan Anamur Yaşam Ne Yaşam Ne Değil Şiiri

bugün yalnız bakacaksın pencereden
şimdi geçen kelebeğe sormadım, arıya danışamazdım, uçan kuşa
vardır bir bildikleri türküden türküye uçuşmanın
bir dala konmanın
bir arının ardında koşmanın
sudan bir yudum içmenin şarkısını kim yazacak görmemişse
yaşam uçmaktır bir kalpten diğerine
.
ben bulutlara takılıp gitmeyi severim hınzır bir gülüşle
yağmurun ıslaklığına soyunurum
güneşin ateşine yanarım
ateşi küllendirmenin serenadını kimseye sormam
acının özsuyunu başkaları içmesin şairler uyurken çiçek çiçek
bir düşünenin olmalı, üşüyen elini ısıtmalı
yaşam kendi ateşini alevlendirmek üfül üfül üfleyerek
.
aynaya baksana, yüzün orda kalsın
ben akşamları boyamaya gelirim seni her renge
kim dallarımız sağlamsa tünemek istemez
adem'in elması kadar yeşilse
kör gecelerde gözlerle sevişmeyi öğrendik
dokunmamız yılan ıslığı
yaşam dağlara vurmaktır estikçe
.
mor çiçekler görmemiş gözler patlaktır
kızıl kuşlar sarmamış kalpler hasretlikten unutulmuş leş
yalnızlık ıslatır kurumuş topraksın oysa damar damar
bir çift güvercin havalansa güneş çocuğusun
kimsecikler solgunluğumuza su dökmedi, kuruduk
çeşmeler gözyaşlarına devreder her şeyi
yaşam ne, ne değil, her şey mi
 
Barış Erdoğan Anamur

Turgay Yıldırım Şiir Şiiri

Sen yıllar sonra yazdığım '' Şiir''
Okumaya,dokunmaya doyamadığım
Eşsiz bakışlı gözlerin
Önünde durulmaz sevgi seli

Senden uzaktayken
Gözlerimden silinmeyen Nur yüzün
Yokluğunda yüreğim tecrit sevgilerden
Ben sana tutkuluyum bebeğim
Mavi umut türküm
Gelişinle kıyılarım dalga dalga
Denizler uçsuz bucaksız
Yüreğim alev elev
Yangın yeri........

Seni severken
Sensiz olmanın düşüncesinin
Virane ettiği
Uykusuz gecelerde bitap düştüğüm
Yıllarca yolunu beklediğim
Düşlerini kurduğum
Yüreğimin aktığı okyanusum
Tanrımın yüce armağanı

İşte Gülümmm bu bizim
Sevdamızın
Pembe rüyalarımızın
Mavi umudu
Sıkı sıkı sarıl ki
Sonsuzluk tadında
Ebedi olsun........



12.12.2012
 
Turgay Yıldırım

Yusuf Dursun Bulut Tez Gel Şiiri

Gönlüm vurulmuş kumru diline
Bülbül konmaz gonca gülüne
Ben canımı verem senin yoluna
Beklerim yolunu tez gel sevdiğim

Uzaktır aramız gelemem gayri
Bülbül figan eder gülünden ayrı
Bu çilemiz bitsin gel gayri
Beklerim yolunu tez gel sevdiğim 1986
 
Yusuf Dursun Bulut

Gülten Akın Lale Şiiri

Çağın en karmaşık yerinde durduk 
biri bizi yazsın, kendimiz değilse 
kim yazacak 
sustukça köreldi 
kaba günü yonttuğumuz ince bıçak 
nerde onlar, her kımıldayışta 
çakan tansık, ışıldatan büyü 
bir gün daha görülmedi 
bir gün daha geçti otları soldurarak 

öğrendik de körmüş, sanki yokmuş 
ne yol ne bir geçip giden 
ne kaydını tutan geçip gidenin 
dediler ki 
onları kilitle, anahtarı eski yerine bırak 
oysa 
utanılacak bir şeymiş, öyle diyor Camus 
tak başına mutlu olmak 
sesler ve öteki sesler, nerde dünyanın sesleri 
leke dokuya işledi 
susarak susarak 

GÜLTEN AKIN 

Gülten Akın Ölünen Nehir Şiiri

Çok geç, yüzeydeki güller için
Bırakmaya çocuklar hatırlanır
Kiliseler, camiler ve Allah'ın yoksulları
Yapılır yeniden süslenir okşanır.

Ölünen bir nehir olmalı dünya
Kocamış filleri çekip kıyısına

Döner sona doğru bir ses bayırlardan
Kendinden önceki: yanıldım mı ne?
Yüzü, uzun oyunların ağıt çizgileri
Gittikçe inen kuşları görür görür ağlar

Ölünen bir nehir olmalı dünya
Kocamış filleri çekip kıyısına.
 
Gülten Akın

24 Aralık 2012 Pazartesi

Necip Fazıl Kısakürek Allah Derim Şiiri

Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin;
Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem!
İsterseniz hayat aşını verin;
Sayılı nimetler bal olsa yemem!

Ey akıl, nasıl delinmez küfen?
Ebedi oluşun urbası kefen!
Kursa da boşluğa asma köprü, fen,
Allah derim, başka hiçbir şey demem!


Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek Allah'ın Sevgilisi Şiiri

Düşünüyorum: O'ndan evvel zaman var mıydı?
Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı?


Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek Akrostiş Şiiri

İhtilal acentası...
Solun tam da ortası.
Moskof ’un oltası..
Eli, zulüm muştası.
Tek ümidi, cuntası


İnkılap, avantası...
Nemrut, onun atası...
Ölüm yolu, rotası..
Namlı servet çantası..
Ünlü küfür softası..

(1968)


Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek Akılcı Şiiri

Yalnız göze güvenen şu kör akılcıya bak!
Başını kuma sokmuş deve kuşundan ahmak!
1976


Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek Akıl Şiiri

Akıl akıl olsaydı adı gönül olurdu
Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu..


Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek Ağzımı Dikseler Şiiri

Tel tel ve iplik iplik dikseler de ağzımı;
Tek ses duysalar; Allah... Yoklayanlar nabzımı.

1973


Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek Ağlayan Çocuklar Şiiri

Kafesli evlerde ağlar çocuklar,
Odalarda akşam olurken henüz.
O zaman gözümün önünde parlar,
Buruşuk buruşuk, ağlayan bir yüz.

Ne vakit karanlık kaplasa yeri,
Başlar çocukların büyük kederi;
Bakınır, korkuyla dolu gözleri:
Ya artık bir daha olmazsa gündüz?

Gittikçe kesilir derken sedalar,
Gece; bir siyah el gözümü bağlar;
Duyarım, içime sığınmış, ağlar,
Bir ufacık çocuk, bir küçük öksüz...

1924


Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek Affet Şiiri

göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,
affet senden habersiz aldığım her nefesten...


Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek Aç Kapıyı Şiiri

Aç kapıyı haber var,
Ötenin ötesinden.
Dudaklarda şarkılar,
Kurtuluş bestesinden.

Biz geldik, bilen bilsin.
Gönül gönül girilsin.
İnsanlar devşirilsin,
Sonsuzluk destesinden.


Necip Fazıl Kısakürek

Adnan Özer Kina Ez Şiiri

Bir devir aşk diye beni doğurdu
Aldı bedenimi Mağrip sıtmalarından
Nil diplerinden söktü ruhumu

Adnan Özer

23 Aralık 2012 Pazar

Ahmet Bekteş Affet Allahım affet Şiiri

Artık yaklaştı ölÜm
Nefsime ettim zulÜm
çok gÜnahkar bir kulum
Affet Allahım affet

Bu gidiş değil bitiş
Bu gidiş Hakka gidiş
Rabbim sana kaldı iş
Affet Allahım affet

Bir canım var vereyim
Rahmetine ereyim
GÜnahkar biçareyim
Affet Allahım affet

Ben hazırım ölmeye
Huzuruna gelmeye
Rahmetine ermeye
Affet Allahım affet

Her şeyi bilen sensin
GÜnahı silen sensin
Akla ilk gelen sensin
Affet Allahım affet
 
Ahmet Bekteş

Ahmet Bekteş Adını yollasa yazdım Şiiri

 
 
Damarımdasın sen her an kanımda
Her gün kollarım da ol her gün yanımda
Bir şiir sin artık hep dudağımda
Ben şimdiden seni Yollara yazdım
Adına şarkılar yazmadım diye
Resmini yollara çizmedim diye
Uğrunda can verip ölmedim diye
ben şimdi adını yollara yazdım
Bitmeye mahkumdu yasak sevgimiz
Yanıp kül olsada seven kalbimiz
Ayrılmaktan başka yoktu çaremiz
Sanmaki birtanem seni sevmedim
 
Ahmet Bekteş
 



Ahmet Bekteş Acırım sana Şiiri

Acıyorum Sana Ben Acıyorum Kendime
Bir Gecelik Sevgilim Bu Gece Kısmet Kime
Acıyorum Sana Ben Acıyorum Kendime
Bir Gecelik Sevgilim Bu Gece Kısmet Kime

Aynalar gösterir sana kendini
İster kalbimi kır ister elini
Sen yazdın elinle sen kaderini
Acırım sevgilim acırım sana

Bir nehir olup da taşamadın ki
Aşkının peşinden koşamadın ki
Sen doğdun ama hiç yamaşadın ki
acırım sevgilim sana acırım

Kalbine gömüp de dinmez acını
Mutluyum deme hiç acırım sana
Boş yere gizleyip gözyaşlarını
Yanımda gülme hiç ağlarım sana
 
Ahmet Bekteş

Ahmet Bekteş Acılar duvarı Şiiri

kime anlatsam ben derdimi
kimse anlamaz benim halimi
ölsemde ardımdan bir kul ağlamaz
bir sevgi arıyorum bulamıyorum

öyle yanlız kaldın yalan dünyada
çokta veda ettim aşka sevgiye
bir kere olsun gülmedim bu hayatta
bir dost arıyorum bulamıyorum

kime anlatayım ben dertlerimi
kimse gelip te sormuyor halimi
bir kere olsun güldürmedi kader beni
susum ne cecam ne bilemiyorum

kırılsın ellerim neye yarıyor ki
sevenin halinden anlamıyorlar ki
kaybulan günlerim geri gelmez ki
bir türlü içinden çıkamıyorum
 
Ahmet Bekteş

Anlık gelenler anlık gidenler...

balkon demirlerine dayadı sırtını aşınmakta olan ağaçlara daldı
basık basık rutubet rutubet sessiz sessiz iz bırakan jetler geçti
saymadı kaçıncıydı kimi geceye dalacaktı kimi sabaha uyanacaktı
boğa armalı porselen bardağından ılımış çayını yudumladı

ve okudu kendi karakterini; pratik, güvenilir, sabırlı, uyumlu
idareli,sıcak kalpli, sevecen, sadık, rahatına düşkün, çalışkan
alçak gönüllü, zaman zaman inatçı ve öfkeli...

yalanın batsını sayısız kereler yineledi
nedense işine gelmedi fırlatıp attı asfalta
porselen bardak paramparça
gördü ki karakteri ışıklar altında rezilce yansımakta

güvenilir konusunda şüpheleri vardı
hele sevecenlik mi
eline geçirse yanaklarından tokatlardı

duvarlar tozlanmıştı sıvaları yıpranmıştı
tatlı tatlı gülümsedi
aldatanın şeytanlığına tükürdü
aldatılanın masumluğuna üzüldü
sonra mı sonra yine güldü
nasıl olsa yüreğini ezmek için bronz bir balyozu
hiç üşenmeden çoktan döktürmüştü
 
Necmi Dayan

Anlatsana beni bana uzandığımda ayak parmak uçlarına

karşıda yamaçta toprakla birleşmiş merdivenden
iniyor gece vardiyasına çıkmış besbelli evinden
dönüp arkasına bakıyor montunun yakasını kaldırıyor
trafo kokulu yapraklar ekimin döküntüleri
yollarda salınıyor

ters yöne girmekte hevesli canı emniyet kemerine garantili
belediyenin otobüsü çıkıyor dönemeçten kıvrılıyor önünden
evcil bir güvercin dönüşünü ertelemiş yuvasına
seyrediyor siyah beyaz kapısının eşiğinden
ölmek fikri usunda mıdır bilmem
akdeniz bulutu gri gözleri belli ki korkmuyor kedilerden

kırmızı kazaklı bir kadın kirli dişli çıkıyor konuk olduğu kapıdan
kızı elinde oğlu önünde yağmur atakları başlamak üzere
karanlık sarı karanlık silik şarkı belki sen ya da şarkı
sürünerek geçiyor mermer minarenin yola düşmüş gölgesinden

hayır rakamlar bir şey ifade etmiyor odam yok yolum kapalı
apartman boşluklarına hava deliklerine gelen esintiye
okunan selalar sonbahar mı güz mü ama hüzünlü yazılmalı

karşı kaldırımdan dini bütün Deli Emin selam atıyor poşetli ellerini kaldırmadan
sakallı çenesiyle ak saçıyla okul yıllarımdan
oldukça tanıdık çentik atılmış sıralarımdan
şişman karısına gidiyor öğretmen kızına üniversiteli oğluna
sürekli tebessümde ve hep konuşuyor yıldızlarla Mevlanadan

kırmızı kazaklı kadın söndürüyor kapısındaki gece lâmbasını
hiç sormadım kimsin necisin hiç sormadım yaşını
ayaklarımda çorap yok bağrım hep açık ve hep dağınığım
hayır üşüsem gam yemeyeceğim
saat kaç
gece
sonbahar
çağırma üşümüyorum gelmeyceğim
 
Necmi Dayan

Yola düşer kurşun arkandan gelir ve çok bereketlidir unutma

siyah kar yağıyor tırnaklarımın dili şarkısını unutmuş
kerpetenler penseler tornavidalar takım çantamda
devinimsiz yazılar gibi yüreğime yayılmış cesetler
oysa o görmediğim kokusunu duyduğum belki sarı gözlü
iskeletinden sökmelisin çiviyi demirkırı rengini silmelisin
haberin yok mu diyor işkencelerde yeni teknikler içindesin

nasıl olur diyor Afrika gözlü Afganistan suratlı Pakistan kokulu
burda ne güzel ışıldıyorum sağım solum kardeşlerimle dolu
yıldızlar içinde yıldızım
ısırsan canım acır bombalasan yanarım
haberin yok mu diyor dünyanın sahibi sevgili sahibimiz Tanrı'nın sözlerine
inanmıyor musun
bak diyor ustalık kokan gecelerin birinde boynuna son moda tel olup
kan gibi sarılırım

dizilmişler kapkara midyelerden çıkmışlar kapkara inciler
sıvamışlar gömleklerinin altın işlemeli kol düğmeli gömleklerinin kollarını
pastalara dalmışlar renkli meyva sularına şapur şupur
yasa koyucularla yasa kaldırıcılarla Tanrı tanımazlarla
konuşup duruyorlar hep aynı alışkanlıklarıyla
yetmez diyorlar yetmez daha çok ölüm gerekli bize

uyanıyor yoksul yürekli yoksul yalnız hepimizin uyandığı gibi
sabah serinliğine sığınıyor gök yüzüne bakıyor karşıdaki buluta
bulut yağmur getirmiyor siyah kar'ı getiriyor usulca
ve soru soruyor duyunçsuzlara
karnınız aç mı
ölüm bir çocuk taptaze yeni ay gibi parlıyor kucağımda
izin verirseniz gelmek isterim yanınıza
 
Necmi Dayan

Necmi Dayan Anlık Manifestom Şiiri

bu günlerde çukulatalı helva gibiyim. 

bu günlerde Peyami Safa okuyorum. 

bu günlerde Bir Akşamdı romanında çapkınım gibiyim. 

bu günlerde doyumsuz fırtınalar içinde içimden gelmiyor 

kimseyle sevişmiyorum. 

bu günlerde bol bol kahve içip kara kara düşünmüyorum. 

bu günlerde kendimle barışığım. 

bu günlerde bu barışıklık durumum üst seviyeye çıktı. Öyle ki kendimi kadın gibi hissettiğimde 
oluyor... 

bu günlerde kadın parfümü kullanıyorum. Bizim serserinin dediğine göre kadınlar hoşlanırlarmış kadın parfümü kokan erkeklerden... 

abi dedi dudaklarının kenarına kulak memelerine boynuna serpiştir. bak o zaman vaziyete... 

bu günlerde vaziyetime acıyorum. 

bu günlerde cinselliğimi koluma takıp gezmelere çıkıyorum. 

bu günlerde tadım tuzum tavam hamsim sardalyam diyorum aşkıma. 

aşkım da alınganlaşıyor halime. 

bu günlerde kekik kokusunu çözmeye çalışıyorum. 

bu günlerde nefsimle dayanılmaz mücadeleler içindeyim. 

bu günlerde nefsime galip gelirsem... 

TUR DAĞInı alnından öpeceğim.

Necmi Dayan Acımayacaksın Şiiri

o günlerde gelecek merak etme çocuk 
o günlerde 
ölsende ölsekte 
bir yanımız eksik 
bir yanımız yaralı kalsa da 
o günlerde gelecek 
şenlenecek ortalık 
ziller çalacak 
ve hepimizin içi 
analarımızın sütünü emmiş güneşler gibi 
hepimizin içi dağlarda kekik kokacak 

başımız bükülmeyecek çocuk 
başımız zalimlere eğilmeyecek 
saklayacaksın göz yaşlarını 
sıkıntılarını 
acılarını 
saklayacaksın 
ki çölün yedi kat dibine gömeceksin sevdanı 
ve öfkeni 
öfkeni yıldırımlar gibi kusacaksın 
siyonistlerin kalbine 
kazık olup ölümüne çakılacaksın 

başka yol bırakmadılar biliyorsun çocuk 
göz diktiler çölümüze aşkımıza pilavımıza humusumuza 
füzeler yağdırdılar mayınlar döşediler topraklarımıza 
analarımıza bacılarımıza çocuklarımıza kurşunlar yağdırdılar 
denizlerimizin maviliğini kırmızıyla yasla ölümle doldurdular 

onlar bir ölecek çocuk sen on öleceksin 
onlar çocuk yaşarken titreyecek sen ölürken güleceksin 
o günlerde gelecek çocuk o günlerde 
kıçlarına tekme vuracağın 
siktiri çalacağın 
bu yüzden çocuk bu yüzden 
inadına çoğalacaksın 
inadına bu vatansızlara 
bu sinek boklarına 
bu ruhsuzlara 
insafsız olacaksın

22 Aralık 2012 Cumartesi

Ahmet Ada Acıyla Akran Şiiri

Burda mayalanan aşkın yedeğinde
Gün vurdu mu yüzünü sulara
Bir haber beklerim sevinçli
Ulaşan mermere, taşa, içerdeki dosta
Usulcacık bir türküye girer gibi
Bir haber; kuşların kanadında

Burda taşrada bir esimlik rüzgar
Üşüttü mü gül yaprağını gizlice
Duyarım yüreğimde sessizce
Geri gelmeyecek örselenmiş gençliğimi

Bir haber döndürebilir beni
Buğulu mavi bozkır günlerime
Sarınıp yıldızlı gecelere, öyle ki
Çekip gidebilirim ipsiz serseri
Çalımsız bir ıslık tutturarak
Kırık dökük dizelerime benzeyen

Burda ırmağın sesinden başka
Yüreğimi uslandıracak kimse kalmadı
Haber gönder, çık gel, acıyla akranım artık
Ağarabilir usulca göğsümdeki karaltı.

Yazar : AHMET ADA

Ahmet Ada Ablam İçin Gazel Şiiri

Ablam çiçekli basma giyerdi.
Gurbet ustasıydı,
Sıla mı,hüzün saatleri mi?
Eylülün ilk haftasıydı.

Saçlarını tarasa akıp giderdi onlarca keder.
Darılsa bana kumral bir yalnızlığa başlardı.

Verandanın köşesinde siyah- beyazdı sesi.
Ablam yaşasaydı solgun şarkılar söylerdi.

Eylül müydü albümden düşmüş sonbahar mı?
Ne güzel güldü bütün özlemi sarardı.

Bir gün kalbi kuş uçmayan atlaslara gömüldü.
Yaşasaydı kuş olup cezayir menekşelerine konardı.

Yazar : AHMET ADA

Bülent Ecevit Mağra Şiiri

mağaranın duvarına
hayvanları taştan oydum
kükrediler karanlıkta
türkülerle karşı koydum

karanlıktı mağara
ışığı taştan oydum
üşüyordum
bir de güneş koydum

aşk oydum mağaranın duvarına
aşk oydum
ağrıdı taşlar
yarıldı mağara

Yazar : Bülent Ecevit

Bülent Ecevit Köylü Kadınlar Şiiri

köylü kadınlar
fistanları güllü kadınlar

topraktan doğup da toprağı yoğurandıur onlar
veresiye canlarını doğurandır onlar

köylü kadınlar
fistanları güllü kadınlar

yüzleri güneştir onların yanık
ayakları topraktır onların yarık

doyulmadan güzelliğine
tarlalarda solandırlar

köylü kadınlar
fistanları güllü kadınlar

Yazar : Bülent Ecevit

Bülent Ecevit İnsan Şiiri

elbette senden güzel olacaktı
çizdiğin resim
yaptığın heykel
senden büyük olacaktı
senden yakışıklı

elbette senden doğru söyliyecekti
yazdığın şiir

elbette senden çok duyacaktı
söylediğin türkü

sen olduğundan büyüksün
sen olduğundan iyisin
sen olduğundan güzel

Yazar : Bülent Ecevit

Bülent Ecevit Göçmen Şiiri

Sevdiklerimin başında bir bilmediğim
Görmediğim özlemediğim özlediklerimin başında

Yurdum olmadan sıladayım
Kimsem ölmeden yasta
Yollarda gözlediğim ne
Mektuplarda beklediğim ne

Nereden sürmüşler beni buralar nere
buralar nere, buralar nere

Bir bildiğim olmalı, bilmez olmuşum
Bir derdim olmalı, gülmez olmuşum
Buralara konmuş göçmen olmuşum
Bir derdim olmalı, gülmez olmuşum

Yazar : Bülent Ecevit

Bülent Ecevit Av Şiiri

ormanın kuytusunda vurulan geyik
hayvanlar acınla suskun
dallar yasınla eğik
boynuzlarında çizgilerinde gözlerinde
avcının söndüremediği iyilik

Yazar : Bülent Ecevit

Nevzat Çelik Bahar Ağrısı Şiiri

bir bahar daha dönüp gidecek kapıdan
bir bahar daha sensiz yaşanacak
demek
bir bahar daha
insanlar asılacak şafakta

ben en çok şafakları ağlarım

Yazar : Nevzat Çelik

Nevzat Çelik Anneler Günü Şiiri

yeşildir artık yüreğinde kara bulut
bugün anneler günü annem beni unut

evde acılar koynuna yangelip yatmış
inadına giyin sen de mayısa batmış
yürü sokakta çocukların düşü aksın
yürü ki saksıda çiçekler sana baksın

diline genç anılarından bir türkü seç
beş yıl büyüdüğüm okulun önünden geç
ıslanırsa anıların güneşte kurut
senin günün bugün unutma beni unut
gök mavi deniz mavi tam kıyısında dur
durma eteğinden beni bir daha savur

annem yıldız kayıyor içinden dilek tut
koşuyor sana kısa pantolunlu çocuk
gözünde gözümde gözlerinde bin umut

Yazar : Nevzat Çelik

Nevzat Çelik Anımsamak Kuşları Şiiri

I

çatıların üzerinde yürürdü serçeler
kanatlarından günışığı dökülürdü
ciğerleri sökülür gibi öksürürdü
yokuşa vurdukça erkenci işçiler

ekmeğinin yanına güneşi koyup
usulca bakkaldan çıkan çocuk
bir çift kanat açardı köşede
ben dönerdim geceyarılarından
üstüm başım çatışma içinde

sardunyaların arasında pencerede
sen taze bir badem gibi dururdun
beni her sabah böyle vururdun
çekip gözlerine mahmur bulutu

günaydın derken salt dudaktın
biri seni mutlaka öpüyordu
bana mı öyle geliyordu
sen mi çok ufaktın

saçlarında miniminnacık papatya
ardında çiçek bahçesi
ayıp bir söz gibi yürürdün
gözlerimi alıp götürürdün
körleme kalırdım

gidişini görüp de dönüşünü beklememek olur mu
beklerdim tahtaya gömülen çiviler gibi
bluzunun altında kanatlanan çifte kumruyu
biraz köylü biraz burjuva
sanırım kalçalarından almıştı
o felaket huyu


II

kimdin neydin neciydin
benim fikrim yoktu
senin yaşın ve korkun
kimi vakit konuğu olurdun
duvar diplerinde kalleş
ölümlerin kokladığı evimin

tomurcukları patlayan bir dal gibi gülerdin
kahve içtiğimiz fincana
pencereye kilime duvara
tabakta dilimlenmiş elmaya
çın çın mavi saçılırdı
en olmadık yerde eteğin açılırdı
aklım karışırdı

ne mümkündü görmemek hissetmemek
incecik parmaklarında aşkla tüterdi
değer değmez dudaklarına
bütün sigaralar erkekti


III

sen hep oralardaydın küçük hoş görüntülerinle
ben yüzümü rüzgara verirdim
saçımın her telini uzak mavilere götüren
denize dönerdim sonra
sırtında dalgalar yürüten

terim soğurdu
bir köpek namlu ensekökümde dururdu
işkence şuradaydı cezaevi burada
yürürlerdi benimle yürüsem
uzansam yatarlardı yanıma
onlar benim gölgelerimdi
bir önüme düşerlerdi
bir ardıma


IV

kapandı üstüme geceyarıları
polisler sürüklüyordu beni
kent boydanboya susuyordu
bulvarda bir ağaç
gürültüyle kusuyordu

kapandı üstüme geceyarıları
sen yoktun
okul arkadaşlarımın adını
telefon numaralarını sinema kapılarını
öptüğüm ilk kız gibi
içtiğim ilk sigara ilk içki
çıktığım ilk afiş gecesi gibi aklımda tuttum
bir senin adını
adını unuttum
anımsamak kuşları

bıçak uçmaları

Yazar : Nevzat Çelik

Nevzat Çelik af Şiiri

duvar duvar duvar
sana ne desem ki ah
incitmeden gözlerini mahkûmun
her taşını kırmalı bir bir
gerisi laf-ü güzaf

Yazar : Nevzat Çelik

A. Kadir Bilgin Ayrı Ayrı Şiiri

Kaçamak bakışlarımız dokunurdu birbirine
suçlu suçlu yürürdük
gülmeyi konduramadan dudaklarımıza
acılarla delik deşik
bir olgunluk izlerdi gölgelerimizi
yağmur ıslatırken kaçak evi
kimsesizliğimiz ayrı ayrıydı.

Aslında yakamıza yapışmasaydı aşk
sahtekarlar cennetinde çakışmasaydı yollarımız
sen ve ben
pekala kandırabilirdik kendimizi
mutluluk oynayarak ayrı ayrı
yas
içimizde uzun yolculuğa çıkmış olurdu
ve bitmemiş olurdu takas. 

Yazar : A. KADİR BİLGİN

A. Kadir Bilgin Ayışığı Şiiri

Ay ışığı kutsal sevgilim
Fısıltıların yumuşak toprakta
Ayak izlerime doluyor
Sen de terkedip gitme
Sularla oynaşmaya
Doğur beni ışığınla
Lekeli yüzüne
Bulaşmış gibi yeni bir iz
Şarkımızı çalıyor dağlar
Haydi dans edelim özlemle
Çakışsın bedenlerimizdeki giz
Mırıl mırıl büyüsün başaklar
Barış içinde çoğalsın sevgimiz.

Yazar : A. KADİR BİLGİN

A. Kadir Bilgin Akıntı Şiiri

Üflerim
Şiirin tüm gizini kulaklarına
Havalanır birden aklın
Akşamlar akar dudaklarına
Oturursun ortasına akıntının
Tut ki bir aşklığına çıldırdın.

Sokul yanıma
Çoğul mudur etin,
Gerçeklerden mi süzüldü
Kolunda duran cinnetin?

Haydi gel tedirginliğe
Son çağrımdır bu
Çıkarıver tüylerini
Bahar geldi.

payday loanonline payday loanspayday loans onlinepayday loans online
Yazar : A. KADİR BİLGİN

BİR AKŞAMLIK

Sevgilim kimsesizliğiyle övünmesin ellerim
efkar dağıtalım bu akşam
kabuklu meyvalar al
içkimize arkadaş olsunlar
şu cırlak satıcıdan
içimde titreşen suları alıp sakla
ağaçların ve gökyüzünün hamağında
labirentleri boş kalsın biraz ülkemin
Ankara kalesinden seyrederken kenar mahalleleri
kibrit kutusu evlerde konuk olup
radyasyonlu Karadeniz çayları içmeliyim
gecekondu sakinleri
bu akşamlık affetsinler bizi
Güney Afrika madenlerinde
kurşuna dizilen işçilerin
Filistin'de katledilen dostların
hoşgörüsüne sığınalım bu akşam.

Yazar : A.kadir Şiirleri

Aç Kapıyı

Aç kapıyı haber var,
Ötenin ötesinden.
Dudaklarda şarkılar,
Kurtuluş bestesinden.

Biz geldik, bilen bilsin.
Gönül gönül girilsin.
İnsanlar devşirilsin,
Sonsuzluk destesinden.
 
Necip Fazıl Kısakürek

AKŞAM ERKEN İNER

Akşam erken iner mahpusaneye.
Ejderha olsan kar etmez.
Ne kavgada ustalığın,
Ne de çatal yürek civan oluşun.
Kar etmez, inceden içine dolan,
Alıp götüren hasrete.

Akşam erken iner mahpusaneye.
İner, yedi kol demiri,
Yedi kapıya.
Birden, ağlamaklı olur bahçe.
Karşıda, duvar dibinde,
Üç dal gece sefası,
Üç kök hercai menekşe...

Aynı korkunç sevdadadır
Gökte bulut, dalda kaysı.
Başlar koymağa hapislik.
Karanlık can sıkıntısı...
"Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri,
Bense volta'dayım ranza dibinde
Ve hep olmayacak şeyler kurarım,
Gülünç, acemi, çocuksu...

Vurulsam kaybolsam derim,
Çırılçıplak, bir kavgada,
Erkekçe olsun isterim,
Dostluk da, düşmanlık da.
Hiçbiri olmaz halbuki,
Geçer süngüler namluya.
Başlar gece devriyesi jandarmaların...

Hırsla çakarım kibriti,
İlk nefeste yarılanır cıgaram,
Bir duman, kendimi öldüresiye.
Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,
Ama akşam erken iniyor mahpusaneye.
Ve dışarda delikanlı bir bahar,
Seviyorum seni,
Çıldırasıya

Yazar : Ahmed Arif

ADİLOŞ BEBENİN NİNNİSİ

Doğdun,
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adiloş Bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü...

Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü...

Bu, namustur
Künyemize kazınmış,
Bu da sabır,
Ağulardan süzülmüş.
Sarıl bunlara
Sarıl da büyü.

Yazar : Ahmet Arif