Karlı bir kış gecesi gerçekleşti
Dinmeyen hıçkırıklarla dünyaya göz açışım. Yamalıklı bezler içinde Bir kuzineli soba dibinde Sarı kedinin mırıltısıeşliğinde oldu yerde ilk yatışım. Beni kucaklanırken düşürdün Emeklerken düşürdün Yürürken koşarken düşürdün Erik ağacından eşeksırtından düşürdün. Mavi bisikleti başkalarının altında Naylon topu başkalarının ayağında gördüm. Ne bir çikolata tattırdın Ne bir dondurma yedirdin. Sarı portakal görmeden kırmızı karpuz kesmeden Bir muz kabuğu soymadan Küçüklüğüme doymadan Kah babama çektirdin kulağımı kah öğretmenime Uykularımı kaçıran korkuyu tattırdın aklımı aldın Neyini kutlayacakmışım senin Sen benim çocukluğumu çaldın…. Gördün ya biraz serpilip boy attığımı Kıskandın arkadaşlarımı kıskandın gezmelerimi Çekemedin rahat yattığımı. Tutuşturdun elime kazmayı küreği Büyük evlat muamelesi yapıp Sorumlulukla doldurdun gencecik yüreği. Gündüzümün ışığını söndürdün Tadını kaçırdın sıcacık yatağımın. Ne günahın bitti ne haramın Ne ayıbın bitti ne yasağın Zaman bol cezalı hiç ödülsüz geçerken Çocukluğa geç dedin aşka erken. Ayağımın çamuru ellerimin nasırıyla attın gurbete Hakiler içinde ana hasretiyle gittim ilk nöbete. Kapuskayı zorla sevdim Demliğin sülbüğüne mendil bağlayıp çayımı süzüp içtim. Merde canı gönülden namerde görev icabı selam verdim Ne birine küfrettim ne de birini üzdüm. Değerimi bilmedin hakkımı aldın Neyini kutlayacakmışım senin Sen benim gençliğimi çaldın….. Gözle kaş arasında bir Pazar parmağıma yüzüğü taktın Halısız kilimsiz beyaz eşyasız Yarım yamalak hazırlanmış bir evin içine attın. Daha ilk pazartesi emir altı bir işte çalıştım Aldığım üç kuruşluk kazancı Borca takside pay etmeye alıştım. Aklımı zır cahillere Yeteneğimi beceriksizlere yedirdin. Fikrimi duyan olmadı Doğrularım hiç kabul bulmadı. Ne hak ettiğim yere getirdin Ne de bir kerecik aferin dedirdin. İlk kez beddua okuttun İlk kez küfür ettirdin. Gece gündüz çenemi sıka sıka Dişlerimi boğazıma döküp Başımdaki siyaha beyazla daldın Neyini kutlayacakmışım senin Sen benim saçlarımı çaldın…… Ekmek kapısı umut kapısı dedim Kendi işimi kurdum. Gece kapanışı ikiye ayarladım Saati sabah yediye kurdum. Yalandan haramdan hileden uzak Besmeleyle açıp besmeleyle kilit vurdum. Tatlı dille konuştum Saygıyla anlayışla karşıladım Hak ve adalet terazisiyle tarttım. Her gece hesaba çektim kendimi Hiç vicdan azabı duymadan yattım. Bilindik anlayışa uymadım Düzene ters düştüm. Yazık ciğerim yufka yüreğim fark edilince Ana istedi baba aldı Bacı yedi kardeş götürdü Eş dost kandırdı elaman çaldı Bana karın doyurmayan bir kişilik Bir de heba olan emek kar kaldı. Meydanı sahtekarlara yalakalara iki yüzlülere verdin Dört çakalın eline düşürdün Gururumu ayaklar altına aldın. Neyini kutlayacağım senin Sen benim işimi aşımı çaldın…. Çocukluk dediğim süre Varla yok arasında geldi geçti. Gençlik saydığım dönem Seldi aktı yeldi esti. Kapısına köle ettiğin cahillerin makamı Dişlerimi dökerek ilikletti yakamı. İşçiliği burnumdan getirdin Patronluğu çok gördün. Aşk ateşine düşürdün Gündüz hayal kurdurup gece kabus gösterdin. Kavuşmayı imkansız mutluluğu haram kıldın. Sevinirken günleri saliseye çevirip Sıkıntıdayken dakikaları asır yaptın. Süresi belli olmayan ömrümden Gün dedin hafta dedin ay dedin aldın. Neyini kutlayacağım senin Sen benim yaşlarımı çaldın.. Artık kanmıyorum atık katılmıyorum Sana ve seni hatırlatan hiçbir şeye. Her gelen yeni yılda Benim başıma türlü türlü çorap örülmüş Hem hırsızın gelişinin kutlandığı nerde görülmüş Adem durmazer |
Adem Durmazer
|
26 Aralık 2012 Çarşamba
Adem Durmazer Yeni Yıl Neyini Kutlayacakmışım Şiiri
Gülseven Aksoy Katran geceler..,Şiiri
Bir şey var;
Belirsiz yarınlar gibi ürkütücü Dünde kalmış güzel anılar gibi hüzünlü.. Bir şey var; Dilimin ucu kadar yakın Ama bana kıyamet kadar uzak.. Bir şey var; Dağınık, karmaşık, belirsiz Ama vazgeçilemeyen.. Bir şey var; Derin deryalar gibi mavi, katran geceler gibi siyah __26.12.2012 |
Gülseven Aksoy
|
Ahmet Sargın Hikaye ve Roman Yazarı Fatma Çetin Kabadayı İle Röportaj
Hikaye ve roman yazarı, Eğitimci Şair- Yazar Fatma Çetin Kabadayı ile yaptığımız röportajı paylaşıyoruz.
....................................................................... A.SARGIN: Sayın F:Ç.Kabadayı, sizi hikaye ve romanlarınızla biliyoruz. Türk Edebiyatında adını duyurabilmek için mücadele veren bir eğitimci olarak okurlarımıza kendinizi tanıtır mısınız? F.Ç.KABADAYI: Sizinle tanışmama vesile olan İleri Gazetesine ve size çok teşekkür etmek istiyorum. Ahmet Hocam, ben Kayseri ili Yeşilhisar ilçesi doğumluyum. 1974 yılında memur bir babanın beş çocuğundan ikincisi olarak dünyaya gelmişim. İyi ki de gelmişim, çünkü yaşamayı, insanları, çocukları ve doğayı çok seviyorum. Bizim zamanımızda ilköğretim yoktu. O yüzden ilkokulu okuduk biz. Ardından İmam Hatip Lisesi’nin ortaokulunu ve Cami Kebir Kur’an Kursunu bitirdim. Kız meslek Lisesi ve derken üniversite. Yıllar bir çırpıda bitivermiş oldu. Mesleğe 97 de başladım. Çocuk Gelişimi ve Okul Öncesi Bölümünden mezun oldum fakat Okul öncesi Öğretmenliğini tercih ettim. Arada Kız Meslek Liselerine gidiyor olsak da ilk tercihimiz küçükler oluyor. Onlara güzel şeyler aşılamayı hedefliyorum ve elimden geleni de yapmağa çalışıyorum. On üç yıl boyunca değişik il, ilçe ve köylerde görev yaptım. Mesleğimi seviyorum. Küçükken de öğretmencilik oynadığımı hatırlatanlar oluyor bana... “29 yaşında erkenden evlendim” esprisini çok yaparım çevreme. Bu evlilikten iki oğlum oldu. Hayatıma anlam kattılar ve yaşama daha çok bağladılar beni. Hatta anne olduktan sonra insan diyor ki: “Ben bugüne kadar ne için yaşamışım? ” Evlenince iyi bir eş, çocuk olunca iyi bir ebeveyn olmak istiyor insan. Ben de kendime anne ve babamı örnek aldım. Onların bizi yetiştirdiği gibi çocuklarımı doğru şekilde yetiştirmeyi istiyorum. Yazarlık hayatıma gelince. İşte o bir tutku. Hiç vazgeçemediğim bir tutku. İlk şiirimi ilkokul dönemimde bizim köyden Yaşar Amcama yazmıştım. Onun kavak ağacından düşüp ölmesi beni çok etkilemiş olmalıydı. Eşinin asfalta çıkıp taşıtları durdurmaya çalışmasını görmüştüm ve o dakikalar dün gibi aklımda. Yaşar amcamın ölümü üzerine yazdığım o ilk şiir uzun ve güzel bir şiirdi. Fakat şu an birkaç kıtasından başka bir de çocukluk işte diyebildiğim başlığı var aklımda. Şiirimin adı “Yaşar amcam yaşamaz oldu” idi. Şimdi hem mantıklı hem komik geliyor işin açıkçası. Sonra da kalemim hiç durmak bilmedi. Bilirsiniz bir çok yazar şiirle başlar yazı hayatına, devamında acı ve hüzünle beslenir eserleri. A.SARGIN: Değerli hocam, bu güne kadar kaç eser hazırladınız, bunların kaçı yayımlandı. Hikaye ve romanlarınızın konularını nasıl seçiyorsunuz. Bu konuların hayatla ve gerçeklerle ilişkisi nedir? F.Ç.KABADAYI: Ben yazdıklarımı bekletmeyi sevmiyorum. Sabırsızlığımdan öte, bir an önce paylaşma arzusu var içimde. Şuana kadar altı kitabım yayınlandı. Bunlardan üçü yardımcı ders kitabı. diğer üçü ise roman. Yazdığım hikayeleri daha çok köşe yazılarımda ve bazı internet sitelerinde değerlendiriyorum fakat birkaç yıl içinde bir hikaye kitabı çıkramayı da düşünmüyor değilim. Şuan yayıma hazırlanan “Akıl Küpü” isimli bir masal kitabım var, önümüzdeki aylarda piyasada olacak Allah’ın izniyle. Bu yıl kendi öğrencilerimle yaptığım özel bir çalışmamın da son aşamasındayım. Onu da tamamladıktan sonra değerlendirmeyi düşünüyorum. Konularını seçmek konusuna gelince; öyle katı bir kalıbım yok açıkçası. Bazen durakta bacağını sallayarak oturan bir genç bana ilham olabiliyor. Bir otobüs dolusu yolcudan ben aynı sayıda hikaye çıkabileceğine inanıyorum. Gözlem yapmayı çok seviyorum. Bundan vazgeçemediğim sürece de hep yazmaya çalışacağım.Özellikle olabilecek şeyleri yazmaya çalışıyorum. Uç noktalarda gezmek hoşuma gitmiyor. Romanlarımda herkes kendinden bir şeyler bulduğunu söylüyor. Bu da çok hoşuma gidiyor açıkçası. Bir de yazmak isteyip de yazamadığım bir çok konu olmuştur. Biliyorsunuz bir çok yazar var, biz ve yazar arkadaşlarımız yayınevlerinden sıkıntılar çekti ve çekiyor. A.SARGIN: Fatma Hanım, eserlerinizi yayımladıktan sonra nasıl bir tepki alıyorsunuz? Olumlu, olumsuz mana da…Ülkemizde okuyucu kitlesinin az olduğunu düşünürseniz, Bu bağlamda eserlerinizi okutabilmek için neler yapıyorsunuz? F.Ç: KABADAYI: Evet okuyucu az. Fakat neden? Çünkü bizde kitap okuma zamanında sevdirilmiyor. Dersine çalış, dersine çalış der dururuz. Hayır, önce okumayı sevmeli çocuk. Okumayı seven çocuk her şeyi başarır ve bunun da küçük yaşlardan itibaren kazanılacağına- kazandırılması gerektiğine inanıyorum. Çocuk ne görürse onu örnek alır. Evde baba okumaz, anne okumaz, abla, ağabey okumazsa çocuk da elbette okumaz. Ben oğluma ilk kitabını altı aylıkken almıştım. Banyo kitabıydı. Banyo yaparken naylon sayfalarını çeviriyor, hayvan resimlerine bakıyordu. Şuan üç buçuk yaşında ve bakıcımızın kitap okumadığı günlerde şikayetleri diz boyu. Her akşam okunan kitabı bize dili döndüğünce anlatıyor. Bence önemli olan doğru kitabı da seçmeyi bilmektir. Şimdilerde bakıyorum da insanlar övülen kitapları alıyor fakat okumuyor. Sebep nedir peki? Çünkü doğru kitap değil. Seçim yanlış. Nasıl ki, gazete seçerken özeniyorsak kitap seçerken de zevklerimizi, ilgilerimizi göz önüne almalıyız. Yoksa aldığımız kitap bizi sıkar, okumaktan da soğuturuz kendimizi. Yoksa insanların “Kitaplar pahalı”, “Vaktim yok” bahanelerine inanmıyorum. Ayda bir- iki kitap almak kimseyi zor duruma düşürmez. Bazen bir cümle için bile bir kitap fiatı ödemek gerekir diye düşünüyorum. Belki o cümle hayatımızı olumlu yönde değiştirecektir. Vakti gelince. Bu daha komik. Kitap okumaya günde yarım saat ayıramıyorsanız ya uzaydasınız, ya da dünyayı kurtaracak proje hazırlamakla meşgulsünüz. Çünkü televizyonda reklam araları dahi en az altı dakika ve hiçbir getirisi olmayan dizilere vakit harcayanlara inanın şaşıyorum ben. Benim ders kitaplarım branşıyla ilgilenen öğretmenler tarafından biliniyor. Bazen gittiğim okullarda kendi kitabımla ders yaptıklarını görüp seviniyorum. Ya da isim olarak tanıdıklarında. Bu yılki günlük planları imzalarken kendi kitaplarımdan alıntılar gördükçe de çok mutlu oluyorum. Bu yazdıklarımın beğeniliyor olduğunu düşündürüyor bana. Öğretmen emeklisi olduğunuz için bilirsiniz, okullara sık sık kitap tanıtımı için gelirler. Geçen ay yaşadığım bir anımı paylaşmak isterim sizlerle. O gün okulun çay ocağından sorumlu çalışanı Filiz Hanım izinliydi. Ben de zümre öğretmen arkadaşla idare odasındaydım. Müdür Beye ve kendimize çay ocağından çay getirdim. Tepsiyle içeri girdiğimde birileri yine kitap tanıtımı için gelmişlerdi. Müdürümüz bizim öğretmenimizde yazar, diyerek beni överken ismimi sordular. Sonra da şaşırdılar. Hocam biz sizin kitabı müthiş satıyoruz. Ben sizi Gazi Üniversitesinde görevli zannediyordum deyince ben de “Hayır bu beldede öğretmenim hatta bugün çay ocağına bakıyorum diyerek espri yaptım. Romanlarımdan “Elveda Evliliğim” ve “Hoşça Kal Anne” isimli gençlik romanımı okuyup ağlayarak arayanlar çok oldu. Fakat son romanımın duygusal değil gerçekler olmasından dolayı genelde bu aralar “Bu da mı gerçek? ” soruları ve “Bu sivri dilinle başına iş alacaksın! Bu da yazılır mı? ” gibi tepkiler geliyor ve okuyanlar tarafından olumlu tepkiler alıyorum. Bunlar tabii ki, beni sevindiriyor. A:SARGIN: Hocam, sevdiğiniz, örnek aldığınız yazarlar var mı? Türk Edebiyatında hangi yazarları seviyorsunuz? Örnek aldığınız yazarlar- şairler- romancılar var mı? F.Ç.KABADAYI: Ben okuyorum. İlgimi çeken her kitabı. Yazarının adı, kaçıncı baskı olduğu hiç önemli değil. İhtiyacım olan kitabın bana bir şeyler kazandırabilmesi. Emeğe sonsuz saygım var. Fakat bizde şu var, yazarlar arasında “Şair çok, şiir yok.” Diyenler oluyor. Bazen katılmamak elde değil bu düşünceye... Ben şiir yazıyorum diyen her yazara şair diyemem. Anlamlı mı anlamsız mı, anlatmak istediği nedir, ben de bir duygu seli yaşatmasa dahi bir şeyler hissettirebiliyor mu, yoksa o şiiri ilhamla değil, zorlamayla mı yazmış arkadaşımız? Ben piyasa da gerekli gereksiz birçok kitap olduğunu düşünüyorum. Fakat olmasında zarar yok, kötüler olmasa iyilerin kıymeti anlaşılamazdı. Özellikle şiire değindim çünkü şiir gerçekten kabiliyet isteyen bir iş. Yoksa ben de yazardım. A.SARGIN: Eserlerinizi tanıtma adına imza günleri yapıyor musunuz? Sizden Yozgat’ ta bir imza günü yapmanızı istesek hangi okulumuzda imza günü yapmayı düşünürdünüz? F.Ç.KABADAYI: Evet, birçok imza günüm oldu. Duyurabildiğimiz ölçüde katılım oldu. Özellikle yazar arkadaşları burada teşvik etmek gerekir diye düşünüyorum. Siz yazara değer vermezseniz sizin yazdıklarınıza da değer verilmez. Bizim yazarlarımız, ben yazayım herkes benim eserlerimi okusun diye düşünüyorlar. Hayır, yaz ama sen de al, oku. Yazar yazarla dost olmalıdır. Kendimizi geliştirmek adına sürekli okumalıyız. Özellikle öğretmen arkadaşlarımızın az okuduğu kanaatindeyim. Benim iş arkadaşlarım her çıkan kitaplarımı alırlar fakat ellerinde başka kitaplar göremem. Hatır için değil de kendin için okumalı değil mi Ahmet Hocam? Zaten bize inen ilk ayette bu emredilmiyor mu? Yozgat’ta imza günü..Neden olmasın. Elbette istenirsek geliriz. Ne demişler “Çağrılan yere erinme, çağrılmayan yerde görünme.” Mesela Tarihi Yozgat Lisesinde, ya da Erdoğan Akdağ Öğretmen Lisesinde kitaplarımın tanıtımı adına bir imza günü yapmayı isterdim. A.SARGIN: Değerli hocam, sizi yakinen tanımak, eserlerinize ulaşmak ve okumak isteyecek okuyucularımız bu eserleri nerden nasıl temin edecekler? F.Ç.KABADAYI: Bütün kitaplarım kitapevlerinde, Internet sitelerinde bulunmaktadır. Ayrıca tanışmak, görüşmek isteyenlere de kapımız her daim açıktır. Ben insanları, dostluğu, paylaşımı seven bir eğitimciyim.Eserlerimiz ülke genelinde tüm kitapçılarda var, arzu edenler siparişte verebilirler. A.SARGIN: Sayın F.Ç. Kabadayı, çalışan, üreten bir hanım olarak, Eğitim camiasından eserlerinizi alan, okuluna davet eden, sizi örgencileriyle buluşturan kitap sevdalıları oluyor mu? Bu konuda ne söylemek istersiniz? F:Ç.KABADAYI: Genelde okul öncesi kitaplarımı almış ve yakınımda olanlar kendi yazdıklarımı çocuklarla nasıl paylaştığımı görmek babında davet ediyorlar. Bunun dışında kitap imzalatmak ve tanışmak için gelenler oluyor. Ayrıca kaynak kitaplarımız pazarlamacılar tarafından ülke geneline ulaştırıyor. A.SARGIN: Fatma Hocam, hedefinizde nasıl bir dünya var? Kaç eser çıkarmayı düşünüyorsunuz? Ya da şöyle diyelim yakalamak istediğiniz hedefler nelerdir? F.Ç KABADAYI: Ben kitap sayısından çok ne kadar kesime ulaşabileceğimi düşünüyorum. Amacım O Henry gibi iyi bir hikayeci, Gogol gibi iyi bir romancı olmak. Arkamızda iyi eserler bırakamadıktan sonra 60-70 kitap yayımlamış olsak da hiçbir işe yaramaz diye düşünüyorum. Zaten kitaplar bilgi birikimi, düşünme, planlama, uygulama aşamalarıyla bir çok çaba gerektiren bir iş. Sabır ve zaman istiyor. Herkes yazar fakat, eseriniz kalıcı olamaz. Ben eserlerimle kalıcı olmak isterim. A:SARGIN: Sayın F.Ç.Kabadayı hikaye ve romanlarınızın konusu gerçek hayattan mı, yoksa hayallerinizdeki kahramanlar mı? Bu seçimi nasıl yapıyorsunuz? F.Ç.KABADAYI: Kahramanlar karışık. Bazen hayattan, bazen hayal dünyamızdan. Kurgularken ya da yazarken karakterler yerine oturduğunda onların nasıl davranacağını biliyorsunuz. Onlar seni yönlendiriyor. Ben “HOŞÇA KAL ANNE” romanımda ölümle ilgili satırı yazarken ağladığımı da, son romanımda birkaç bölümü her okuyuşumda kahkahalara boğulduğumu da biliyorum. Benim hissettiklerimi okuyucumda hissetmeli. Yoksa yazdıklarımın bir anlamı olmaz diye düşünüyorum. A.SARGIN: Hocam, Yozgatlı Yazarlar ve Şairlerle diyalogunuz var mı? Yozgatlı Şair ve Yazarları nasıl değerlendiriyorsunuz? F.Ç.KABADAYI:Yozgatlı Şairlerden bir kaçını tanıyabildim sadece. Çok takdir ediyorum hepsini de. Çok İyi çalışmalar yapıyorlar kanaatindeyim, güzel eserler sunuyorlar. Bizlere şevk veriyor, örnek oluyorlar. Hepsine sizin aracılığınızla selam ve saygılarımı yollamak isterim. A.SARGIN: Saygıdeğer hocam, Yozgat’ ın tanıtımı adına Mücadele eden Yozgat Şairler ve Yazarlar Birliği size de ulaşarak Sürmeli Festivaline davet etti..İşleriniz nedeniyle bu katılımı bir başka tarihe bıraktınız. Sizce Yozgat’ın tanıtımı için neler yapılabilir? Bu yıl ki yapılacak olan Sürmeli Festivaline katılmayı düşünür müsünüz? F.Ç.KABADAYI: Bu tür etkinliklere katılmayı çok istememe rağmen çocuklarımın çok küçük olması nedeniyle birkaç yıl mahrum kaldım. Bu yıl olmasa bile önümüzdeki yıllar inşallah katılacağım. Yozgat bizim kardeş şehrimiz. Sürmeli Festivalini de zaten duymayan kalmamış. Tanıtım için gerekli her şeyin yapıldığına gönülden inanıyorum. A.SARGIN: Sayın hocam, çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Sizinle görüşmelerimiz devam edecek. Temenni ederiz ki, Türk Edebiyatında iyi bir yerde olursunuz, başarılarınıza başarı katarsınız. Bunların dışında Yozgatlı hemşehrilerimize ve okurlarımıza söylemek istediğiniz bir şey var mı? Ya da bir mesajınız? ... F.Ç. KBADAYI: Ben bütün Yozgatlılara selamlarımı iletiyor, hayırlı çalışmalar diliyorum. Görüşmek üzere diyorum, size de çok teşekkür etmek istiyorum. A.SARGIN: Sayın F.Ç. Kabadayı, bize zaman ayırıp sorularımızı cevapladığınız için asıl biz teşekkür ediyoruz. Bundan sonraki hayatınızda da başarılar diliyoruz.. Yozgat’tan ve Yozgatlılardan sizlere selamlar yolluyoruz. Ahmet SARGIN Yozgat Şairler Yazarlar Birliği Derneği Başkanı |
Ahmet Sargın
|
Yusuf Tuna Çığlığın sesinde kaybolan benim Şiiri
Ağlamaktan artık görmüyor gözüm,
Çığlığın sesinde kaybolan benim. Korlu ateş gibi yanıyor özüm, Çıranın isinde kaybolan benim. Sevgi güzel ama yanılıp şaşma, Aşık olup güle sevdaya düşme. Figan edip bülbül yaramı deşme, Sevdanın yasında kaybolan benim. Gönülde sevgiler ömürden farksız, Aşkımız küllendi kömürden farksız. Yüreğim eridi demirden farksız, Sevgini pasında kaybolan benim. Boş duygular ile ağarttım saçımı, Ben de anlamadım nedir suçumu. Sevgi ile kalay yaptım içimi, Sevdanın tasında kaybolan benim. Yusuf senin gibi sararıp soldum, Düşünürken deli divane oldum. En güzel sevgiyi gönülde buldum, Sevginin hasında kaybolan benim. |
Yusuf Tuna
|
Bünyamin Demir Mahşerde Şiiri
mahşerde hesab görücü olarak
nefsin ve kitabın yeterlidir ayet |
Bünyamin Demir
|
Mehmet KARATAŞ Sakın ha Gördüğüme Rüya Demeyin Şiiri
Ülkemin isanları huzuru bulmuş
Aç açık kalmamış hepsi doymuş Bir vermiş, yerine üçünü koymuş Sakın ha, gördüğün rüya demeyin. Bilimde ön saflarda yerini almış Sağlıkta her türlü dermanı bulmuş Yargıda adaletli bir düzeni kurmuş Sakın ha, gördüğün rüya demeyin Okullarda eğitim, öğretim çok ileri Öğrenciler başarılı pekiyi dersleri Mutlular, cıvıl, cıvıl çıkıyor sesleri Sakın ha, gördüğün rüya demeyin Devletin tıkır tıkır dönüyor çarkı Herkese adaletli veriliyor hakkı Zengin ile fakirin kalmamış farkı Sakın ha, gördüğün rüya demeyin Analar ağlamıyor yüzler gülüyor Yolda magandalar araç sürmüyor Trafik kazalarında kimse ölmüyor Sakın ha, gördüğün rüya demeyin Komşular bir birine hatır soruyor Darda, zorda kalana yardım oluyor Sorun varsa anında çare buluyor Sakın ha, gördüğün rüya demeyin İnsanlar birlikte kardeşçe yaşıyor Kavga nedir, duyunca insan şaşıyor Her taraf güzellikle dolmuş taşıyor Sakın ha gördüğün rüya demeyin. Mehmet KARATAŞ 26.12.2012 |
Mehmet Karataş 1
|
Yusuf Tuna Alın yazım kara derler Şiiri
Kara derler kara derler,
Alın yazım kara derler. Kime derdimi söylesem, Bulamayız çare derler. Sevginin sırrı bilinmez, Bilinse iyi olunmaz. Derdime derman bulunmaz, Başka yerden ara derler. Seven sevdiğini anar, Sevgiyle yüreği yanar. Acıyla içimiz kanar, Bağrımızda yara derler. Bülbül sevgiyle ellere, Aşkını söyler güllere. Sevda çeken gönüllere, Fayda etmez para derler. Yusuf sevgi adamı ol, Sen seven gönüllere dol. Derdime benim çare bul, Düşme sakın dara derler. |
Yusuf Tuna
|
25 Aralık 2012 Salı
Barış Erdoğan Anamur Yaşam Ne Yaşam Ne Değil Şiiri
bugün yalnız bakacaksın pencereden
şimdi geçen kelebeğe sormadım, arıya danışamazdım, vardır bir bildikleri türküden türküye bir dala konmanın bir arının ardında koşmanın sudan bir yudum . ben bulutlara takılıp gitmeyi severim hınzır bir yağmurun ıslaklığına soyunurum güneşin ateşine yanarım ateşi küllendirmenin serenadını kimseye sormam acının özsuyunu başkaları bir düşünenin olmalı, üşüyen elini ısıtmalı . ben kim dallarımız sağlamsa tünemek istemez adem'in elması kadar yeşilse kör gecelerde gözlerle sevişmeyi öğrendik dokunmamız yılan ıslığı yaşam dağlara vurmaktır estikçe . mor çiçekler görmemiş gözler patlaktır kızıl kuşlar sarmamış kalpler hasretlikten unutulmuş leş yalnızlık ıslatır kurumuş topraksın oysa damar damar bir çift güvercin havalansa güneş çocuğusun kimsecikler solgunluğumuza su dökmedi, kuruduk çeşmeler gözyaşlarına devreder her şeyi yaşam ne, ne değil, her şey mi |
Barış Erdoğan Anamur
|
Turgay Yıldırım Şiir Şiiri
Sen yıllar sonra yazdığım '' Şiir''
Okumaya,dokunmaya doyamadığım Eşsiz bakışlı gözlerin Önünde durulmaz sevgi seli Senden uzaktayken Gözlerimden silinmeyen Nur yüzün Yokluğunda yüreğim tecrit sevgilerden Ben sana tutkuluyum bebeğim Mavi umut türküm Denizler uçsuz bucaksız Yüreğim alev elev Yangın yeri........ Seni severken Sensiz olmanın düşüncesinin Virane ettiği Uykusuz gecelerde bitap düştüğüm Yıllarca yolunu beklediğim Düşlerini kurduğum Yüreğimin aktığı okyanusum Tanrımın yüce armağanı İşte Gülümmm bu bizim Sevdamızın Pembe rüyalarımızın Mavi umudu Sıkı sıkı sarıl ki Sonsuzluk tadında Ebedi olsun........ 12.12.2012 |
Turgay Yıldırım
|
Yusuf Dursun Bulut Tez Gel Şiiri
Gönlüm vurulmuş kumru diline
Bülbül konmaz gonca gülüne Ben canımı verem senin yoluna Beklerim yolunu tez gel sevdiğim Uzaktır aramız gelemem gayri Bülbül figan eder gülünden ayrı Bu çilemiz bitsin gel gayri Beklerim yolunu tez gel sevdiğim 1986 |
Yusuf Dursun Bulut
|
Gülten Akın Lale Şiiri
Çağın en karmaşık yerinde durduk
biri bizi yazsın, kendimiz değilse
kim yazacak
sustukça köreldi
kaba günü yonttuğumuz ince bıçak
nerde onlar, her kımıldayışta
çakan tansık, ışıldatan büyü
bir gün daha görülmedi
bir gün daha geçti otları soldurarak
öğrendik de körmüş, sanki yokmuş
ne yol ne bir geçip giden
ne kaydını tutan geçip gidenin
dediler ki
onları kilitle, anahtarı eski yerine bırak
oysa
utanılacakbir şeymiş, öyle diyor Camus
tak başına mutlu olmak
sesler ve öteki sesler, nerde dünyanın sesleri
leke dokuya işledi
susarak susarak
GÜLTEN AKIN
biri bizi yazsın, kendimiz değilse
kim yazacak
sustukça köreldi
kaba günü yonttuğumuz ince bıçak
nerde onlar, her kımıldayışta
çakan tansık, ışıldatan büyü
bir gün daha görülmedi
bir gün daha geçti otları soldurarak
öğrendik de körmüş, sanki yokmuş
ne yol ne bir geçip giden
ne kaydını tutan geçip gidenin
dediler ki
onları kilitle, anahtarı eski yerine bırak
oysa
utanılacak
tak başına mutlu olmak
sesler ve öteki sesler, nerde dünyanın sesleri
leke dokuya işledi
susarak susarak
GÜLTEN AKIN
Gülten Akın Ölünen Nehir Şiiri
| Çok geç, yüzeydeki güller için Bırakmaya çocuklar hatırlanır Kiliseler, camiler ve Allah'ın yoksulları Yapılır yeniden süslenir okşanır. Ölünen bir nehir olmalı dünya Kocamış filleri çekip kıyısına Döner sona doğru bir ses bayırlardan Kendinden önceki: yanıldım mı ne? Yüzü, uzun oyunların ağıt çizgileri Gittikçe inen kuşları görür görür ağlar Ölünen bir nehir olmalı dünya Kocamış filleri çekip kıyısına. |
Gülten Akın
|
24 Aralık 2012 Pazartesi
Necip Fazıl Kısakürek Allah Derim Şiiri
Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin;
Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem!
İsterseniz hayat aşını verin;
Sayılı nimetler bal olsa yemem!
Ey akıl, nasıl delinmez küfen?
Ebedi oluşun urbası kefen!
Kursa da boşluğa asma köprü, fen,
Allah derim, başka hiçbir şey demem!
Necip Fazıl Kısakürek
Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem!
İsterseniz hayat aşını verin;
Sayılı nimetler bal olsa yemem!
Ey akıl, nasıl delinmez küfen?
Ebedi oluşun urbası kefen!
Kursa da boşluğa asma köprü, fen,
Allah derim, başka hiçbir şey demem!
Necip Fazıl Kısakürek
Necip Fazıl Kısakürek Allah'ın Sevgilisi Şiiri
Düşünüyorum: O'ndan evvel zaman var mıydı?
Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı?
Necip Fazıl Kısakürek
Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı?
Necip Fazıl Kısakürek
Necip Fazıl Kısakürek Akrostiş Şiiri
İhtilal acentası...
Solun tam da ortası.
Moskof ’un oltası..
Eli, zulüm muştası.
Tek ümidi, cuntası
İnkılap, avantası...
Nemrut, onun atası...
Ölüm yolu, rotası..
Namlı servet çantası..
Ünlü küfür softası..
(1968)
Necip Fazıl Kısakürek
Solun tam da ortası.
Moskof ’un oltası..
Eli, zulüm muştası.
Tek ümidi, cuntası
İnkılap, avantası...
Nemrut, onun atası...
Ölüm yolu, rotası..
Namlı servet çantası..
Ünlü küfür softası..
(1968)
Necip Fazıl Kısakürek
Necip Fazıl Kısakürek Akılcı Şiiri
Yalnız göze güvenen şu kör akılcıya bak!
Başını kuma sokmuş deve kuşundan ahmak!
1976
Necip Fazıl Kısakürek
Başını kuma sokmuş deve kuşundan ahmak!
1976
Necip Fazıl Kısakürek
Necip Fazıl Kısakürek Akıl Şiiri
Akıl akıl olsaydı adı gönül olurdu
Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu..
Necip Fazıl Kısakürek
Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu..
Necip Fazıl Kısakürek
Necip Fazıl Kısakürek Ağzımı Dikseler Şiiri
Tel tel ve iplik iplik dikseler de ağzımı;
Tek ses duysalar; Allah... Yoklayanlar nabzımı.
1973
Necip Fazıl Kısakürek
Tek ses duysalar; Allah... Yoklayanlar nabzımı.
1973
Necip Fazıl Kısakürek
Necip Fazıl Kısakürek Ağlayan Çocuklar Şiiri
Kafesli evlerde ağlar çocuklar,
Odalarda akşam olurken henüz.
O zaman gözümün önünde parlar,
Buruşuk buruşuk, ağlayan bir yüz.
Ne vakit karanlık kaplasa yeri,
Başlar çocukların büyük kederi;
Bakınır, korkuyla dolu gözleri:
Ya artık bir daha olmazsa gündüz?
Gittikçe kesilir derken sedalar,
Gece; bir siyah el gözümü bağlar;
Duyarım, içime sığınmış, ağlar,
Bir ufacık çocuk, bir küçük öksüz...
1924
Necip Fazıl Kısakürek
Odalarda akşam olurken henüz.
O zaman gözümün önünde parlar,
Buruşuk buruşuk, ağlayan bir yüz.
Ne vakit karanlık kaplasa yeri,
Başlar çocukların büyük kederi;
Bakınır, korkuyla dolu gözleri:
Ya artık bir daha olmazsa gündüz?
Gittikçe kesilir derken sedalar,
Gece; bir siyah el gözümü bağlar;
Duyarım, içime sığınmış, ağlar,
Bir ufacık çocuk, bir küçük öksüz...
1924
Necip Fazıl Kısakürek
Necip Fazıl Kısakürek Affet Şiiri
göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,
affet senden habersiz aldığım her nefesten...
Necip Fazıl Kısakürek
affet senden habersiz aldığım her nefesten...
Necip Fazıl Kısakürek
Necip Fazıl Kısakürek Aç Kapıyı Şiiri
Aç kapıyı haber var,
Ötenin ötesinden.
Dudaklarda şarkılar,
Kurtuluş bestesinden.
Biz geldik, bilen bilsin.
Gönül gönül girilsin.
İnsanlar devşirilsin,
Sonsuzluk destesinden.
Necip Fazıl Kısakürek
Ötenin ötesinden.
Dudaklarda şarkılar,
Kurtuluş bestesinden.
Biz geldik, bilen bilsin.
Gönül gönül girilsin.
İnsanlar devşirilsin,
Sonsuzluk destesinden.
Necip Fazıl Kısakürek
Adnan Özer Kina Ez Şiiri
Bir devir aşk diye beni doğurdu
Aldı bedenimi Mağrip sıtmalarından
Nil diplerinden söktü ruhumu
Adnan Özer
Aldı bedenimi Mağrip sıtmalarından
Nil diplerinden söktü ruhumu
Adnan Özer
23 Aralık 2012 Pazar
Ahmet Bekteş Affet Allahım affet Şiiri
Artık yaklaştı ölÜm
Nefsime ettim zulÜm çok gÜnahkar bir kulum Affet Allahım affet Bu gidiş değil bitiş Bu gidiş Hakka gidiş Rabbim sana kaldı iş Affet Allahım affet Bir canım var vereyim Rahmetine ereyim GÜnahkar biçareyim Affet Allahım affet Ben hazırım ölmeye Huzuruna gelmeye Rahmetine ermeye Affet Allahım affet Her şeyi bilen sensin GÜnahı silen sensin Akla ilk gelen sensin Affet Allahım affet |
Ahmet Bekteş
|
Ahmet Bekteş Adını yollasa yazdım Şiiri
| Damarımdasın sen her an kanımda Her gün kollarım da ol her gün yanımda Bir şiir sin artık hep dudağımda Ben şimdiden seni Yollara yazdım Adına şarkılar yazmadım diye Resmini yollara çizmedim diye Uğrunda can verip ölmedim diye ben şimdi adını yollara yazdım Bitmeye mahkumdu yasak sevgimiz Yanıp kül olsada seven kalbimiz Ayrılmaktan başka yoktu çaremiz Sanmaki birtanem seni sevmedim Ahmet Bekteş |
Ahmet Bekteş Acırım sana Şiiri
Acıyorum Sana Ben Acıyorum Kendime
Bir Gecelik Sevgilim Bu Gece Kısmet Kime Acıyorum Sana Ben Acıyorum Kendime Bir Gecelik Sevgilim Bu Gece Kısmet Kime Aynalar gösterir sana kendini İster kalbimi kır ister elini Sen yazdın elinle sen kaderini Acırım sevgilim acırım sana Bir nehir olup da taşamadın ki Aşkının peşinden koşamadın ki Sen doğdun ama hiç yamaşadın ki acırım sevgilim sana acırım Kalbine gömüp de dinmez acını Mutluyum deme hiç acırım sana Boş yere gizleyip gözyaşlarını Yanımda gülme hiç ağlarım sana |
Ahmet Bekteş
|
Ahmet Bekteş Acılar duvarı Şiiri
kime anlatsam ben derdimi
kimse anlamaz benim halimi ölsemde ardımdan bir kul ağlamaz bir sevgi arıyorum bulamıyorum öyle yanlız kaldın yalan dünyada çokta veda ettim aşka sevgiye bir kere olsun gülmedim bu hayatta bir dost arıyorum bulamıyorum kime anlatayım ben dertlerimi kimse gelip te sormuyor halimi bir kere olsun güldürmedi kader beni susum ne cecam ne bilemiyorum kırılsın ellerim neye yarıyor ki sevenin halinden anlamıyorlar ki kaybulan günlerim geri gelmez ki bir türlü içinden çıkamıyorum |
Ahmet Bekteş
|
Anlık gelenler anlık gidenler...
balkon demirlerine dayadı sırtını aşınmakta olan ağaçlara daldı
basık basık rutubet rutubet sessiz sessiz iz bırakan jetler geçti saymadı kaçıncıydı kimi geceye dalacaktı kimi sabaha uyanacaktı boğa armalı porselen bardağından ılımış çayını yudumladı ve okudu kendi karakterini; pratik, güvenilir, sabırlı, uyumlu idareli,sıcak kalpli, sevecen, sadık, rahatına düşkün, çalışkan alçak gönüllü, zaman zaman inatçı ve öfkeli... yalanın batsını sayısız kereler yineledi nedense işine gelmedi fırlatıp attı asfalta porselen bardak paramparça gördü ki karakteri ışıklar altında rezilce yansımakta güvenilir konusunda şüpheleri vardı hele sevecenlik mi eline geçirse yanaklarından tokatlardı duvarlar tozlanmıştı sıvaları yıpranmıştı tatlı tatlı gülümsedi aldatanın şeytanlığına tükürdü aldatılanın masumluğuna üzüldü sonra mı sonra yine güldü nasıl olsa yüreğini ezmek için bronz bir balyozu hiç üşenmeden çoktan döktürmüştü |
Necmi Dayan
|
Anlatsana beni bana uzandığımda ayak parmak uçlarına
karşıda yamaçta toprakla birleşmiş merdivenden
iniyor gece vardiyasına çıkmış besbelli evinden dönüp arkasına bakıyor montunun yakasını kaldırıyor trafo kokulu yapraklar ekimin döküntüleri yollarda salınıyor ters yöne girmekte hevesli canı emniyet kemerine garantili belediyenin otobüsü çıkıyor dönemeçten kıvrılıyor önünden evcil bir güvercin dönüşünü ertelemiş yuvasına seyrediyor siyah beyaz kapısının eşiğinden ölmek fikri usunda mıdır bilmem akdeniz bulutu gri gözleri belli ki korkmuyor kedilerden kırmızı kazaklı bir kadın kirli dişli çıkıyor konuk olduğu kapıdan kızı elinde oğlu önünde yağmur atakları başlamak üzere karanlık sarı karanlık silik şarkı belki sen ya da şarkı sürünerek geçiyor mermer minarenin yola düşmüş gölgesinden hayır rakamlar bir şey ifade etmiyor odam yok yolum kapalı apartman boşluklarına hava deliklerine gelen esintiye okunan selalar sonbahar mı güz mü ama hüzünlü yazılmalı karşı kaldırımdan dini bütün Deli Emin selam atıyor poşetli ellerini kaldırmadan sakallı çenesiyle ak saçıyla okul yıllarımdan oldukça tanıdık çentik atılmış sıralarımdan şişman karısına gidiyor öğretmen kızına üniversiteli oğluna sürekli tebessümde ve hep konuşuyor yıldızlarla Mevlanadan kırmızı kazaklı kadın söndürüyor kapısındaki gece lâmbasını hiç sormadım kimsin necisin hiç sormadım yaşını ayaklarımda çorap yok bağrım hep açık ve hep dağınığım hayır üşüsem gam yemeyeceğim saat kaç gece sonbahar çağırma üşümüyorum gelmeyceğim |
Necmi Dayan
|
Yola düşer kurşun arkandan gelir ve çok bereketlidir unutma
siyah kar yağıyor tırnaklarımın dili şarkısını unutmuş
kerpetenler penseler tornavidalar takım çantamda devinimsiz yazılar gibi yüreğime yayılmış cesetler oysa o görmediğim kokusunu duyduğum belki sarı gözlü iskeletinden sökmelisin çiviyi demirkırı rengini silmelisin haberin yok mu diyor işkencelerde yeni teknikler içindesin nasıl olur diyor Afrika gözlü Afganistan suratlı Pakistan kokulu burda ne güzel ışıldıyorum sağım solum kardeşlerimle dolu yıldızlar içinde yıldızım ısırsan canım acır bombalasan yanarım haberin yok mu diyor dünyanın sahibi sevgili sahibimiz Tanrı'nın sözlerine inanmıyor musun bak diyor ustalık kokan gecelerin birinde boynuna son moda tel olup kan gibi sarılırım dizilmişler kapkara midyelerden çıkmışlar kapkara inciler sıvamışlar gömleklerinin altın işlemeli kol düğmeli gömleklerinin kollarını pastalara dalmışlar renkli meyva sularına şapur şupur yasa koyucularla yasa kaldırıcılarla Tanrı tanımazlarla konuşup duruyorlar hep aynı alışkanlıklarıyla yetmez diyorlar yetmez daha çok ölüm gerekli bize uyanıyor yoksul yürekli yoksul yalnız hepimizin uyandığı gibi sabah serinliğine sığınıyor gök yüzüne bakıyor karşıdaki buluta bulut yağmur getirmiyor siyah kar'ı getiriyor usulca ve soru soruyor duyunçsuzlara karnınız aç mı ölüm bir çocuk taptaze yeni ay gibi parlıyor kucağımda izin verirseniz gelmek isterim yanınıza |
Necmi Dayan
|
Necmi Dayan Anlık Manifestom Şiiri
bu günlerde çukulatalı helva gibiyim.
bu günlerde Peyami Safa okuyorum.
bu günlerde Bir Akşamdı romanında çapkınım gibiyim.
bu günlerde doyumsuz fırtınalar içinde içimden gelmiyor
kimseyle sevişmiyorum.
bu günlerde bol bol kahve içip kara kara düşünmüyorum.
bu günlerde kendimle barışığım.
bu günlerde bu barışıklık durumum üst seviyeye çıktı. Öyle ki kendimi kadın gibi hissettiğimde
oluyor...
bu günlerde kadın parfümü kullanıyorum. Bizim serserinin dediğine göre kadınlar hoşlanırlarmış kadın parfümü kokan erkeklerden...
abi dedi dudaklarının kenarına kulak memelerine boynuna serpiştir. bak o zaman vaziyete...
bu günlerde vaziyetime acıyorum.
bu günlerde cinselliğimi koluma takıp gezmelere çıkıyorum.
bu günlerde tadım tuzum tavam hamsim sardalyam diyorum aşkıma.
aşkım da alınganlaşıyor halime.
bu günlerde kekik kokusunu çözmeye çalışıyorum.
bu günlerde nefsimle dayanılmaz mücadeleler içindeyim.
bu günlerde nefsime galip gelirsem...
TUR DAĞInı alnından öpeceğim.
bu günlerde Peyami Safa okuyorum.
bu günlerde Bir Akşamdı romanında çapkınım gibiyim.
bu günlerde doyumsuz fırtınalar içinde içimden gelmiyor
kimseyle sevişmiyorum.
bu günlerde bol bol kahve içip kara kara düşünmüyorum.
bu günlerde kendimle barışığım.
bu günlerde bu barışıklık durumum üst seviyeye çıktı. Öyle ki kendimi kadın gibi hissettiğimde
oluyor...
bu günlerde kadın parfümü kullanıyorum. Bizim serserinin dediğine göre kadınlar hoşlanırlarmış kadın parfümü kokan erkeklerden...
abi dedi dudaklarının kenarına kulak memelerine boynuna serpiştir. bak o zaman vaziyete...
bu günlerde vaziyetime acıyorum.
bu günlerde cinselliğimi koluma takıp gezmelere çıkıyorum.
bu günlerde tadım tuzum tavam hamsim sardalyam diyorum aşkıma.
aşkım da alınganlaşıyor halime.
bu günlerde kekik kokusunu çözmeye çalışıyorum.
bu günlerde nefsimle dayanılmaz mücadeleler içindeyim.
bu günlerde nefsime galip gelirsem...
TUR DAĞInı alnından öpeceğim.
Necmi Dayan Acımayacaksın Şiiri
o günlerde gelecek merak etme çocuk
o günlerde
ölsende ölsekte
bir yanımız eksik
bir yanımız yaralı kalsa da
o günlerde gelecek
şenlenecek ortalık
ziller çalacak
ve hepimizin içi
analarımızın sütünü emmiş güneşler gibi
hepimizin içi dağlarda kekik kokacak
başımız bükülmeyecek çocuk
başımız zalimlere eğilmeyecek
saklayacaksın göz yaşlarını
sıkıntılarını
acılarını
saklayacaksın
ki çölün yedi kat dibine gömeceksin sevdanı
ve öfkeni
öfkeni yıldırımlar gibi kusacaksın
siyonistlerin kalbine
kazık olup ölümüne çakılacaksın
başka yol bırakmadılar biliyorsun çocuk
göz diktiler çölümüze aşkımıza pilavımıza humusumuza
füzeler yağdırdılar mayınlar döşediler topraklarımıza
analarımıza bacılarımıza çocuklarımıza kurşunlar yağdırdılar
denizlerimizin maviliğini kırmızıyla yasla ölümle doldurdular
onlar bir ölecek çocuk sen on öleceksin
onlar çocuk yaşarken titreyecek sen ölürken güleceksin
o günlerde gelecek çocuk o günlerde
kıçlarına tekme vuracağın
siktiri çalacağın
bu yüzden çocuk bu yüzden
inadına çoğalacaksın
inadına bu vatansızlara
bu sinek boklarına
bu ruhsuzlara
insafsız olacaksın
o günlerde
ölsende ölsekte
bir yanımız eksik
bir yanımız yaralı kalsa da
o günlerde gelecek
şenlenecek ortalık
ziller çalacak
ve hepimizin içi
analarımızın sütünü emmiş güneşler gibi
hepimizin içi dağlarda kekik kokacak
başımız bükülmeyecek çocuk
başımız zalimlere eğilmeyecek
saklayacaksın göz yaşlarını
sıkıntılarını
acılarını
saklayacaksın
ki çölün yedi kat dibine gömeceksin sevdanı
ve öfkeni
öfkeni yıldırımlar gibi kusacaksın
siyonistlerin kalbine
kazık olup ölümüne çakılacaksın
başka yol bırakmadılar biliyorsun çocuk
göz diktiler çölümüze aşkımıza pilavımıza humusumuza
füzeler yağdırdılar mayınlar döşediler topraklarımıza
analarımıza bacılarımıza çocuklarımıza kurşunlar yağdırdılar
denizlerimizin maviliğini kırmızıyla yasla ölümle doldurdular
onlar bir ölecek çocuk sen on öleceksin
onlar çocuk yaşarken titreyecek sen ölürken güleceksin
o günlerde gelecek çocuk o günlerde
kıçlarına tekme vuracağın
siktiri çalacağın
bu yüzden çocuk bu yüzden
inadına çoğalacaksın
inadına bu vatansızlara
bu sinek boklarına
bu ruhsuzlara
insafsız olacaksın
22 Aralık 2012 Cumartesi
Ahmet Ada Acıyla Akran Şiiri
Burda mayalanan aşkın yedeğinde
Gün vurdu mu yüzünü sulara
Bir haber beklerim sevinçli
Ulaşan mermere, taşa, içerdeki dosta
Usulcacık bir türküye girer gibi
Bir haber; kuşların kanadında
Burda taşrada bir esimlik rüzgar
Üşüttü mü gül yaprağını gizlice
Duyarım yüreğimde sessizce
Geri gelmeyecek örselenmiş gençliğimi
Bir haber döndürebilir beni
Buğulu mavi bozkır günlerime
Sarınıp yıldızlı gecelere, öyle ki
Çekip gidebilirim ipsiz serseri
Çalımsız bir ıslık tutturarak
Kırık dökük dizelerime benzeyen
Burda ırmağın sesinden başka
Yüreğimi uslandıracak kimse kalmadı
Haber gönder, çık gel, acıyla akranım artık
Ağarabilir usulca göğsümdeki karaltı.
Yazar : AHMET ADA
Gün vurdu mu yüzünü sulara
Bir haber beklerim sevinçli
Ulaşan mermere, taşa, içerdeki dosta
Usulcacık bir türküye girer gibi
Bir haber; kuşların kanadında
Burda taşrada bir esimlik rüzgar
Üşüttü mü gül yaprağını gizlice
Duyarım yüreğimde sessizce
Geri gelmeyecek örselenmiş gençliğimi
Bir haber döndürebilir beni
Buğulu mavi bozkır günlerime
Sarınıp yıldızlı gecelere, öyle ki
Çekip gidebilirim ipsiz serseri
Çalımsız bir ıslık tutturarak
Kırık dökük dizelerime benzeyen
Burda ırmağın sesinden başka
Yüreğimi uslandıracak kimse kalmadı
Haber gönder, çık gel, acıyla akranım artık
Ağarabilir usulca göğsümdeki karaltı.
Yazar : AHMET ADA
Ahmet Ada Ablam İçin Gazel Şiiri
Ablam çiçekli basma giyerdi.
Gurbet ustasıydı,
Sıla mı,hüzün saatleri mi?
Eylülün ilk haftasıydı.
Saçlarını tarasa akıp giderdi onlarca keder.
Darılsa bana kumral bir yalnızlığa başlardı.
Verandanın köşesinde siyah- beyazdı sesi.
Ablam yaşasaydı solgun şarkılar söylerdi.
Eylül müydü albümden düşmüş sonbahar mı?
Ne güzel güldü bütün özlemi sarardı.
Bir gün kalbi kuş uçmayan atlaslara gömüldü.
Yaşasaydı kuş olup cezayir menekşelerine konardı.
Yazar : AHMET ADA
Gurbet ustasıydı,
Sıla mı,hüzün saatleri mi?
Eylülün ilk haftasıydı.
Saçlarını tarasa akıp giderdi onlarca keder.
Darılsa bana kumral bir yalnızlığa başlardı.
Verandanın köşesinde siyah- beyazdı sesi.
Ablam yaşasaydı solgun şarkılar söylerdi.
Eylül müydü albümden düşmüş sonbahar mı?
Ne güzel güldü bütün özlemi sarardı.
Bir gün kalbi kuş uçmayan atlaslara gömüldü.
Yaşasaydı kuş olup cezayir menekşelerine konardı.
Yazar : AHMET ADA
Bülent Ecevit Mağra Şiiri
mağaranın duvarına
hayvanları taştan oydum
kükrediler karanlıkta
türkülerle karşı koydum
karanlıktı mağara
ışığı taştan oydum
üşüyordum
bir de güneş koydum
aşk oydum mağaranın duvarına
aşk oydum
ağrıdı taşlar
yarıldı mağara
Yazar : Bülent Ecevit
hayvanları taştan oydum
kükrediler karanlıkta
türkülerle karşı koydum
karanlıktı mağara
ışığı taştan oydum
üşüyordum
bir de güneş koydum
aşk oydum mağaranın duvarına
aşk oydum
ağrıdı taşlar
yarıldı mağara
Yazar : Bülent Ecevit
Bülent Ecevit Köylü Kadınlar Şiiri
köylü kadınlar
fistanları güllü kadınlar
topraktan doğup da toprağı yoğurandıur onlar
veresiye canlarını doğurandır onlar
köylü kadınlar
fistanları güllü kadınlar
yüzleri güneştir onların yanık
ayakları topraktır onların yarık
doyulmadan güzelliğine
tarlalarda solandırlar
köylü kadınlar
fistanları güllü kadınlar
Yazar : Bülent Ecevit
fistanları güllü kadınlar
topraktan doğup da toprağı yoğurandıur onlar
veresiye canlarını doğurandır onlar
köylü kadınlar
fistanları güllü kadınlar
yüzleri güneştir onların yanık
ayakları topraktır onların yarık
doyulmadan güzelliğine
tarlalarda solandırlar
köylü kadınlar
fistanları güllü kadınlar
Yazar : Bülent Ecevit
Bülent Ecevit İnsan Şiiri
elbette senden güzel olacaktı
çizdiğin resim
yaptığın heykel
senden büyük olacaktı
senden yakışıklı
elbette senden doğru söyliyecekti
yazdığın şiir
elbette senden çok duyacaktı
söylediğin türkü
sen olduğundan büyüksün
sen olduğundan iyisin
sen olduğundan güzel
Yazar : Bülent Ecevit
çizdiğin resim
yaptığın heykel
senden büyük olacaktı
senden yakışıklı
elbette senden doğru söyliyecekti
yazdığın şiir
elbette senden çok duyacaktı
söylediğin türkü
sen olduğundan büyüksün
sen olduğundan iyisin
sen olduğundan güzel
Yazar : Bülent Ecevit
Bülent Ecevit Göçmen Şiiri
Sevdiklerimin başında bir bilmediğim
Görmediğim özlemediğim özlediklerimin başında
Yurdum olmadan sıladayım
Kimsem ölmeden yasta
Yollarda gözlediğim ne
Mektuplarda beklediğim ne
Nereden sürmüşler beni buralar nere
buralar nere, buralar nere
Bir bildiğim olmalı, bilmez olmuşum
Bir derdim olmalı, gülmez olmuşum
Buralara konmuş göçmen olmuşum
Bir derdim olmalı, gülmez olmuşum
Yazar : Bülent Ecevit
Görmediğim özlemediğim özlediklerimin başında
Yurdum olmadan sıladayım
Kimsem ölmeden yasta
Yollarda gözlediğim ne
Mektuplarda beklediğim ne
Nereden sürmüşler beni buralar nere
buralar nere, buralar nere
Bir bildiğim olmalı, bilmez olmuşum
Bir derdim olmalı, gülmez olmuşum
Buralara konmuş göçmen olmuşum
Bir derdim olmalı, gülmez olmuşum
Yazar : Bülent Ecevit
Bülent Ecevit Av Şiiri
ormanın kuytusunda vurulan geyik
hayvanlar acınla suskun
dallar yasınla eğik
boynuzlarında çizgilerinde gözlerinde
avcının söndüremediği iyilik
Yazar : Bülent Ecevit
hayvanlar acınla suskun
dallar yasınla eğik
boynuzlarında çizgilerinde gözlerinde
avcının söndüremediği iyilik
Yazar : Bülent Ecevit
Nevzat Çelik Bahar Ağrısı Şiiri
bir bahar daha dönüp gidecek kapıdan
bir bahar daha sensiz yaşanacak
demek
bir bahar daha
insanlar asılacak şafakta
ben en çok şafakları ağlarım
Yazar : Nevzat Çelik
bir bahar daha sensiz yaşanacak
demek
bir bahar daha
insanlar asılacak şafakta
ben en çok şafakları ağlarım
Yazar : Nevzat Çelik
Nevzat Çelik Anneler Günü Şiiri
yeşildir artık yüreğinde kara bulut
bugün anneler günü annem beni unut
evde acılar koynuna yangelip yatmış
inadına giyin sen de mayısa batmış
yürü sokakta çocukların düşü aksın
yürü ki saksıda çiçekler sana baksın
diline genç anılarından bir türkü seç
beş yıl büyüdüğüm okulun önünden geç
ıslanırsa anıların güneşte kurut
senin günün bugün unutma beni unut
gök mavi deniz mavi tam kıyısında dur
durma eteğinden beni bir daha savur
annem yıldız kayıyor içinden dilek tut
koşuyor sana kısa pantolunlu çocuk
gözünde gözümde gözlerinde bin umut
Yazar : Nevzat Çelik
bugün anneler günü annem beni unut
evde acılar koynuna yangelip yatmış
inadına giyin sen de mayısa batmış
yürü sokakta çocukların düşü aksın
yürü ki saksıda çiçekler sana baksın
diline genç anılarından bir türkü seç
beş yıl büyüdüğüm okulun önünden geç
ıslanırsa anıların güneşte kurut
senin günün bugün unutma beni unut
gök mavi deniz mavi tam kıyısında dur
durma eteğinden beni bir daha savur
annem yıldız kayıyor içinden dilek tut
koşuyor sana kısa pantolunlu çocuk
gözünde gözümde gözlerinde bin umut
Yazar : Nevzat Çelik
Nevzat Çelik Anımsamak Kuşları Şiiri
I
çatıların üzerinde yürürdü serçeler
kanatlarından günışığı dökülürdü
ciğerleri sökülür gibi öksürürdü
yokuşa vurdukça erkenci işçiler
ekmeğinin yanına güneşi koyup
usulca bakkaldan çıkan çocuk
bir çift kanat açardı köşede
ben dönerdim geceyarılarından
üstüm başım çatışma içinde
sardunyaların arasında pencerede
sen taze bir badem gibi dururdun
beni her sabah böyle vururdun
çekip gözlerine mahmur bulutu
günaydın derken salt dudaktın
biri seni mutlaka öpüyordu
bana mı öyle geliyordu
sen mi çok ufaktın
saçlarında miniminnacık papatya
ardında çiçek bahçesi
ayıp bir söz gibi yürürdün
gözlerimi alıp götürürdün
körleme kalırdım
gidişini görüp de dönüşünü beklememek olur mu
beklerdim tahtaya gömülen çiviler gibi
bluzunun altında kanatlanan çifte kumruyu
biraz köylü biraz burjuva
sanırım kalçalarından almıştı
o felaket huyu
II
kimdin neydin neciydin
benim fikrim yoktu
senin yaşın ve korkun
kimi vakit konuğu olurdun
duvar diplerinde kalleş
ölümlerin kokladığı evimin
tomurcukları patlayan bir dal gibi gülerdin
kahve içtiğimiz fincana
pencereye kilime duvara
tabakta dilimlenmiş elmaya
çın çın mavi saçılırdı
en olmadık yerde eteğin açılırdı
aklım karışırdı
ne mümkündü görmemek hissetmemek
incecik parmaklarında aşkla tüterdi
değer değmez dudaklarına
bütün sigaralar erkekti
III
sen hep oralardaydın küçük hoş görüntülerinle
ben yüzümü rüzgara verirdim
saçımın her telini uzak mavilere götüren
denize dönerdim sonra
sırtında dalgalar yürüten
terim soğurdu
bir köpek namlu ensekökümde dururdu
işkence şuradaydı cezaevi burada
yürürlerdi benimle yürüsem
uzansam yatarlardı yanıma
onlar benim gölgelerimdi
bir önüme düşerlerdi
bir ardıma
IV
kapandı üstüme geceyarıları
polisler sürüklüyordu beni
kent boydanboya susuyordu
bulvarda bir ağaç
gürültüyle kusuyordu
kapandı üstüme geceyarıları
sen yoktun
okul arkadaşlarımın adını
telefon numaralarını sinema kapılarını
öptüğüm ilk kız gibi
içtiğim ilk sigara ilk içki
çıktığım ilk afiş gecesi gibi aklımda tuttum
bir senin adını
adını unuttum
anımsamak kuşları
bıçak uçmaları
Yazar : Nevzat Çelik
çatıların üzerinde yürürdü serçeler
kanatlarından günışığı dökülürdü
ciğerleri sökülür gibi öksürürdü
yokuşa vurdukça erkenci işçiler
ekmeğinin yanına güneşi koyup
usulca bakkaldan çıkan çocuk
bir çift kanat açardı köşede
ben dönerdim geceyarılarından
üstüm başım çatışma içinde
sardunyaların arasında pencerede
sen taze bir badem gibi dururdun
beni her sabah böyle vururdun
çekip gözlerine mahmur bulutu
günaydın derken salt dudaktın
biri seni mutlaka öpüyordu
bana mı öyle geliyordu
sen mi çok ufaktın
saçlarında miniminnacık papatya
ardında çiçek bahçesi
ayıp bir söz gibi yürürdün
gözlerimi alıp götürürdün
körleme kalırdım
gidişini görüp de dönüşünü beklememek olur mu
beklerdim tahtaya gömülen çiviler gibi
bluzunun altında kanatlanan çifte kumruyu
biraz köylü biraz burjuva
sanırım kalçalarından almıştı
o felaket huyu
II
kimdin neydin neciydin
benim fikrim yoktu
senin yaşın ve korkun
kimi vakit konuğu olurdun
duvar diplerinde kalleş
ölümlerin kokladığı evimin
tomurcukları patlayan bir dal gibi gülerdin
kahve içtiğimiz fincana
pencereye kilime duvara
tabakta dilimlenmiş elmaya
çın çın mavi saçılırdı
en olmadık yerde eteğin açılırdı
aklım karışırdı
ne mümkündü görmemek hissetmemek
incecik parmaklarında aşkla tüterdi
değer değmez dudaklarına
bütün sigaralar erkekti
III
sen hep oralardaydın küçük hoş görüntülerinle
ben yüzümü rüzgara verirdim
saçımın her telini uzak mavilere götüren
denize dönerdim sonra
sırtında dalgalar yürüten
terim soğurdu
bir köpek namlu ensekökümde dururdu
işkence şuradaydı cezaevi burada
yürürlerdi benimle yürüsem
uzansam yatarlardı yanıma
onlar benim gölgelerimdi
bir önüme düşerlerdi
bir ardıma
IV
kapandı üstüme geceyarıları
polisler sürüklüyordu beni
kent boydanboya susuyordu
bulvarda bir ağaç
gürültüyle kusuyordu
kapandı üstüme geceyarıları
sen yoktun
okul arkadaşlarımın adını
telefon numaralarını sinema kapılarını
öptüğüm ilk kız gibi
içtiğim ilk sigara ilk içki
çıktığım ilk afiş gecesi gibi aklımda tuttum
bir senin adını
adını unuttum
anımsamak kuşları
bıçak uçmaları
Yazar : Nevzat Çelik
Nevzat Çelik af Şiiri
duvar duvar duvar
sana ne desem ki ah
incitmeden gözlerini mahkûmun
her taşını kırmalı bir bir
gerisi laf-ü güzaf
Yazar : Nevzat Çelik
sana ne desem ki ah
incitmeden gözlerini mahkûmun
her taşını kırmalı bir bir
gerisi laf-ü güzaf
Yazar : Nevzat Çelik
A. Kadir Bilgin Ayrı Ayrı Şiiri
Kaçamak bakışlarımız dokunurdu birbirine
suçlu suçlu yürürdük
gülmeyi konduramadan dudaklarımıza
acılarla delik deşik
bir olgunluk izlerdi gölgelerimizi
yağmur ıslatırken kaçak evi
kimsesizliğimiz ayrı ayrıydı.
Aslında yakamıza yapışmasaydı aşk
sahtekarlar cennetinde çakışmasaydı yollarımız
sen ve ben
pekala kandırabilirdik kendimizi
mutluluk oynayarak ayrı ayrı
yas
içimizde uzun yolculuğa çıkmış olurdu
ve bitmemiş olurdu takas.
Yazar : A. KADİR BİLGİN
suçlu suçlu yürürdük
gülmeyi konduramadan dudaklarımıza
acılarla delik deşik
bir olgunluk izlerdi gölgelerimizi
yağmur ıslatırken kaçak evi
kimsesizliğimiz ayrı ayrıydı.
Aslında yakamıza yapışmasaydı aşk
sahtekarlar cennetinde çakışmasaydı yollarımız
sen ve ben
pekala kandırabilirdik kendimizi
mutluluk oynayarak ayrı ayrı
yas
içimizde uzun yolculuğa çıkmış olurdu
ve bitmemiş olurdu takas.
Yazar : A. KADİR BİLGİN
A. Kadir Bilgin Ayışığı Şiiri
Ay ışığı kutsal sevgilim
Fısıltıların yumuşak toprakta
Ayak izlerime doluyor
Sen de terkedip gitme
Sularla oynaşmaya
Doğur beni ışığınla
Lekeli yüzüne
Bulaşmış gibi yeni bir iz
Şarkımızı çalıyor dağlar
Haydi dans edelim özlemle
Çakışsın bedenlerimizdeki giz
Mırıl mırıl büyüsün başaklar
Barış içinde çoğalsın sevgimiz.
Yazar : A. KADİR BİLGİN
Fısıltıların yumuşak toprakta
Ayak izlerime doluyor
Sen de terkedip gitme
Sularla oynaşmaya
Doğur beni ışığınla
Lekeli yüzüne
Bulaşmış gibi yeni bir iz
Şarkımızı çalıyor dağlar
Haydi dans edelim özlemle
Çakışsın bedenlerimizdeki giz
Mırıl mırıl büyüsün başaklar
Barış içinde çoğalsın sevgimiz.
Yazar : A. KADİR BİLGİN
A. Kadir Bilgin Akıntı Şiiri
Üflerim
Şiirin tüm gizini kulaklarına
Havalanır birden aklın
Akşamlar akar dudaklarına
Oturursun ortasına akıntının
Tut ki bir aşklığına çıldırdın.
Sokul yanıma
Çoğul mudur etin,
Gerçeklerden mi süzüldü
Kolunda duran cinnetin?
Haydi gel tedirginliğe
Son çağrımdır bu
Çıkarıver tüylerini
Bahar geldi.
Şiirin tüm gizini kulaklarına
Havalanır birden aklın
Akşamlar akar dudaklarına
Oturursun ortasına akıntının
Tut ki bir aşklığına çıldırdın.
Sokul yanıma
Çoğul mudur etin,
Gerçeklerden mi süzüldü
Kolunda duran cinnetin?
Haydi gel tedirginliğe
Son çağrımdır bu
Çıkarıver tüylerini
Bahar geldi.
payday loanonline payday loanspayday loans onlinepayday loans online
Yazar : A. KADİR BİLGİN
BİR AKŞAMLIK
Sevgilim kimsesizliğiyle övünmesin ellerim
efkar dağıtalım bu akşam
kabuklu meyvalar al
içkimize arkadaş olsunlar
şu cırlak satıcıdan
içimde titreşen suları alıp sakla
ağaçların ve gökyüzünün hamağında
labirentleri boş kalsın biraz ülkemin
Ankara kalesinden seyrederken kenar mahalleleri
kibrit kutusu evlerde konuk olup
radyasyonlu Karadeniz çayları içmeliyim
gecekondu sakinleri
bu akşamlık affetsinler bizi
Güney Afrika madenlerinde
kurşuna dizilen işçilerin
Filistin'de katledilen dostların
hoşgörüsüne sığınalım bu akşam.
Yazar : A.kadir Şiirleri
efkar dağıtalım bu akşam
kabuklu meyvalar al
içkimize arkadaş olsunlar
şu cırlak satıcıdan
içimde titreşen suları alıp sakla
ağaçların ve gökyüzünün hamağında
labirentleri boş kalsın biraz ülkemin
Ankara kalesinden seyrederken kenar mahalleleri
kibrit kutusu evlerde konuk olup
radyasyonlu Karadeniz çayları içmeliyim
gecekondu sakinleri
bu akşamlık affetsinler bizi
Güney Afrika madenlerinde
kurşuna dizilen işçilerin
Filistin'de katledilen dostların
hoşgörüsüne sığınalım bu akşam.
Yazar : A.kadir Şiirleri
AKŞAM ERKEN İNER
Akşam erken iner mahpusaneye.
Ejderha olsan kar etmez.
Ne kavgada ustalığın,
Ne de çatal yürek civan oluşun.
Kar etmez, inceden içine dolan,
Alıp götüren hasrete.
Akşam erken iner mahpusaneye.
İner, yedi kol demiri,
Yedi kapıya.
Birden, ağlamaklı olur bahçe.
Karşıda, duvar dibinde,
Üç dal gece sefası,
Üç kök hercai menekşe...
Aynı korkunç sevdadadır
Gökte bulut, dalda kaysı.
Başlar koymağa hapislik.
Karanlık can sıkıntısı...
"Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri,
Bense volta'dayım ranza dibinde
Ve hep olmayacak şeyler kurarım,
Gülünç, acemi, çocuksu...
Vurulsam kaybolsam derim,
Çırılçıplak, bir kavgada,
Erkekçe olsun isterim,
Dostluk da, düşmanlık da.
Hiçbiri olmaz halbuki,
Geçer süngüler namluya.
Başlar gece devriyesi jandarmaların...
Hırsla çakarım kibriti,
İlk nefeste yarılanır cıgaram,
Bir duman, kendimi öldüresiye.
Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,
Ama akşam erken iniyor mahpusaneye.
Ve dışarda delikanlı bir bahar,
Seviyorum seni,
Çıldırasıya
Yazar : Ahmed Arif
Ejderha olsan kar etmez.
Ne kavgada ustalığın,
Ne de çatal yürek civan oluşun.
Kar etmez, inceden içine dolan,
Alıp götüren hasrete.
Akşam erken iner mahpusaneye.
İner, yedi kol demiri,
Yedi kapıya.
Birden, ağlamaklı olur bahçe.
Karşıda, duvar dibinde,
Üç dal gece sefası,
Üç kök hercai menekşe...
Aynı korkunç sevdadadır
Gökte bulut, dalda kaysı.
Başlar koymağa hapislik.
Karanlık can sıkıntısı...
"Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri,
Bense volta'dayım ranza dibinde
Ve hep olmayacak şeyler kurarım,
Gülünç, acemi, çocuksu...
Vurulsam kaybolsam derim,
Çırılçıplak, bir kavgada,
Erkekçe olsun isterim,
Dostluk da, düşmanlık da.
Hiçbiri olmaz halbuki,
Geçer süngüler namluya.
Başlar gece devriyesi jandarmaların...
Hırsla çakarım kibriti,
İlk nefeste yarılanır cıgaram,
Bir duman, kendimi öldüresiye.
Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,
Ama akşam erken iniyor mahpusaneye.
Ve dışarda delikanlı bir bahar,
Seviyorum seni,
Çıldırasıya
Yazar : Ahmed Arif
ADİLOŞ BEBENİN NİNNİSİ
Doğdun,
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adiloş Bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü...
Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü...
Bu, namustur
Künyemize kazınmış,
Bu da sabır,
Ağulardan süzülmüş.
Sarıl bunlara
Sarıl da büyü.
Yazar : Ahmet Arif
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adiloş Bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü...
Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü...
Bu, namustur
Künyemize kazınmış,
Bu da sabır,
Ağulardan süzülmüş.
Sarıl bunlara
Sarıl da büyü.
Yazar : Ahmet Arif
Kaydol:
Yorumlar (Atom)